PolitikART
Bellek

Delil'i vurdular, okulun camlarını indirdik

PolitikART Özel
Miheme Porgebol
İnsan kendi varlığıyla ilişkili hikayelerin peşine düşünce bir kere, durulamıyor. Durmadım ben de. Tanıdığım, güvendiğim herkese "Gerilla hikayesi topluyorum" dedim. Çok geçmeden dönüşler almaya başladım. Dönüşlerden biri 13 dakikalık bir ses kaydından ibaretti. Devrimci bir tutsağın babası, kendi çocukluğunda gerillayla etkileşimini anlatıyordu. Kayıtta anlatılan gerilla, PKK'nin ilk kadrolarından Delil Doğan'dı.

PKK'nin tarihi kahramanlar ve büyük kişiliklerle doludur. Öncü kadrolarından en genç ve çağdaşımız olan savaşçısına kadar, her bir üyesinin hayat ve mücadele bağlamında hikayesi filmlere, kitaplara, şiirlere konu olacak türdendir. Ne var ki toplumu hafızasızlaştırmaya, köksüzleştirmeye, hikayesizleştirmeye sürükleyen özel savaş politikalarının güncel karakteri en çok da bu kahraman kişilikleri ve onların hikayelerini unutturmak üzerine kuruldu. Nitekim en çok da onları anlatan filmler, kitaplar, şiirler yasaklandı.

 

Fotoğrafa dönüşen anılar

Çocukluğunda köyüne, evine gelen gerillaya hayran gözlerle bakarak büyüyen kuşaktanım. Hatırlayabildiğimi zaten hatırlıyorum ancak kimi anılar da yalnızca bir fotoğraf gibi kalmış aklımda. Raperîn, banyodan yeni çıkmış küçük kuzenimin saçlarını tarıyor. Kuzenimin saçlarını da kendininki gibi örse keşke. Merwan'ın köye atla geldiğini söylüyorlar, ben görmedim ama bu anlatı elden ele dolaşan bir fotoğraf gibi duruyor benim de zihnimde. Dolunayı kesen bir kuşun kanatlarına benziyordu Merwan'ın bıyıkları. Demhat kapının eşiğinde oturuyor, iki avucunun içini zemine yaslamış, her an kalkıp gidecekmiş gibi duruyor. Tetikte mi yoksa utangaç mı, anlamıyorum. O anıları birlikte yaşadığımız veya benzer hikayeler yaşadığını bildiğim insanlara sordum bu sene Raperîn'e, Merwan'a, Demhat'a ne olduğunu. Bunları bilebilecek çoğu kişi yaşlanmış, ölmüştü zaten. Bir kısmı belki korkudan, bir kısmı belki artık gerillanın adını ağzına almaya çekindiğinden, bir kısmı belki de bambaşka bir sebepten -belki gerçekten unuttuğundan- anlatmadı.

 

Hem heybetli hem cesaretli

İnsan kendi varlığıyla ilişkili hikayelerin peşine düşünce bir kere, durulamıyor. Durmadım ben de. Tanıdığım, güvendiğim herkese "Gerilla hikayesi topluyorum" dedim. Çok geçmeden dönüşler almaya başladım. Dönüşlerden biri 13 dakikalık bir ses kaydından ibaretti. Devrimci bir tutsağın babası, kendi çocukluğunda gerillayla etkileşimini anlatıyordu. Kayıtta anlatılan gerilla, PKK'nin ilk kadrolarından Delil Doğan'dı.

Ses kaydını gönderdiğim arkadaşım "On yıllardır Delil Doğan üzerine yeni bir hatıra yoktu" deyince küçük bir internet taramasına giriştim. Gerçekten yoktu. Sanki Delil Doğan, yalnızca birkaç anıyla var olmuş gibi; Çocukları etkilememiş, arkadaşlarını ölümlerden kurtarmamış, bir annenin yüreğine su serpmemiş gibi. Örneğin, Ablası Serap Mutlu, 17 Mart 2022'de Yeni Özgür Politika'dan Eylem Kahraman'a yaptığı aktarımda kardeşinin fedakâr ve cesur karakteri hakkında "Delil, hem heybetli hem de çok cesaretliydi. Bir ordunun içine girse burnu kanamadan çıkabilirdi. Askeri yönü çok güçlüydü. Hayatta olsa her şey çok başka olurdu. O kadın arkadaşı ile beraber olmasa şimdi yaşamasa bile büyük işler başararak şehit olmuş olacaktı" diyor.

Yine bir öncü olan Zeki Yıldız'ın mücadele arkadaşı İmoş Yıldız da 9 Mayıs 2024 tarihinde Erkan Gülbahçe'ye verdiği röportajda Delil Doğan'dan şöyle bahseder: "Delil’i Karakoçan’dayken tanıyordum abimin ve amcamın arkadaşıydı. Çok farklı bir insandı. Çok coşkulu ve espriliydi. Çevresine neşe saçardı. İçinde geldiği gibi konuşurdu. Mazlum ciddiyetiyle Delil ise coşkusu ve esprileriyle farklı dünyanın insanlarıydı. Zeki’nin böbrekleri taş üretiyordu. Zeki taşları daha düşsün diye bira içiyordu. Delil bunu sürekli espri konusu yapardı."

 

Filistin'e ilk gidenlerden

KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan da Bir Savaşın Anatomisi adlı kitabında onun Filistin'e giden ilk kadro grubunda olduğunu hatırlatır. Sinan Şahin'in derlediği Apocu Fedai Kemal Pir kitabında ise askeri yeteneklerine vurgu yapılır ve "Önderliğin de bu süreç içerisinde Filistin sahasında çalışmaları söz konusudur. Orada Önderliğin eğittiği 80 arkadaş vardı. Oradaki askeri güçlerimizin komutanı da Kemal Pir’di. Önder Apo 'Ben kampa gittiğim zaman bana ilk askeri tekmili veren kişi Kemal Pir’di' diyor. O zaman daha darbe olmamıştı. Önder Apo bir grup arkadaşı içeri koyacak, darbe ihtimaline karşı bazı hazırlıklar yapacak, bazı güçleri hazır tutacaktı. Bir grup arkadaşı Önderlik içeri gönderiyor. Önder Apo’nun Kemal Pir’i göndermeye niyeti yok ama Kemal arkadaş çok ısrar ediyor, dayatıcı oluyor. Önderlik de deyim yerindeyse mecbur kalıyor. Kemal Pir arkadaş da öyle ülkeye geçiyor. Kemal Pir ülkeye geçerken yanında Agit arkadaş da var. Bir de Kuzey hattına gelen arkadaşlar var. Mesela Elazığ ve Dersim grubu birlikte geldi. Toplam 10 – 15 arkadaştı. O günün koşullarında 10 – 15 arkadaşın silahlı ve eğitilmiş olarak kuzeye gelmeleri son derece anlamlıydı. Bizim açımızdan heyecan vericiydi. Serhat bölgesine giden arkadaşlar da var, tümü içeri girmese de içinde Kemal Pir’in olduğu önemli bir kesimi içeriye giriyor. Kuzey’de Delil Doğan arkadaş var. Aslında Önderliğin tasarımı biraz şöyledir: Kemal Pir de içeri girince Kemal Pir, Agit arkadaş ve Delil Doğan arkadaşlardan oluşan üç kişi yeni oluşacak askeri gücün komutasını üstlenecekler. Buna göre Delil arkadaş kuzeyde kalacak, Amed’ in güneyinde Agit arkadaş kalacak. Kemal Pir arkadaş da belli bir düzenlemeden sonra hareket edip kuzeye doğru gidecek, düzenleye düzenleye en son Dersim’e ulaşacak. Kemal Pir’in yerleşmek ve karargâh kurmak istediği yer Dersim’dir. Oraya ulaşmak istiyor.

Merkezi karargâh Siirt üzerinden Botan olacaktı. Hem Botan karargâhı hem de genel gerilla karargâhını oluşturma görev ve sorumluluğuyla oraya Kemal Pir ve Mahsum Korkmaz arkadaşlar görevlendirildiler. Dersim’e Delil Doğan yoldaşın komutasında bir grup arkadaş ulaştırıldı. Toroslara Mehmet Sevgat yoldaş komutasında bir grup ulaştırıldı" ifadeleriyle Delil Doğan'ın PKK ve Rêber Apo için ne kadar değerli bir askeri yetenek olduğunun altı çizilir.

 

"Hiç mi hiç sakınmazdı"

Aslında Delil Doğan ve ağabeyi Mazlum Doğan tam anlamıyla zıt iki karakter. Mazlum içine kapanık, sakin ve kendi halinde biriyken Delil kavgacı ve insanlara sataşmayı severdi. Mazlum kibardı ama tam aksine Delil, ağzına geleni söylemekten çekinmezdi. Süleyman Doğan anlatıyor: "Evet, babası da olsa Delil söyleyecek lafı hemen oracıkta söylerdi. Hiç mi hiç sakınmazdı. Hatta vurulmadan dakikalar öncesi evden dışarı çıktığında damın üzerinde pusuya yatan askerlere dönerek 'sizler hepiniz yoksul ve ezilen halk çocuklarısınız benim meselem sizinle değil. Size ateş etmeyeceğim' diyecek bilince, erdemliliğe erişmiş bir devrimci.

[...]

Çok mükemmel ve doğrucuydu. Herkesi beğenmezdi. Fakat gizliden hayran olduğu biri vardı. Zaman zaman benle paylaşırdı. Bana 'Ben bizim bu Makli’ya (Mazlum Doğan) hayranım, anlayacağın müthiş akıllı ve beyni var' derdi. Hemen peşine 'sakın kendisine söylemeyesin ha! Aramızda kalsın' derdi."

 

 

Delil'in yeni hatırası

Tam hatırlamamakla birlikte sene 1979 olabilir. Biz Dersim’in Mazgirt bölgesindeki bir köyde 3 arkadaştık. O zaman partinin ismi yoktu, herkes parti militanları için “talebeler” veya “Apocular” diyordu. Biz 3 arkadaş da o gruba sempati duyuyorduk. Kendi aramızda sohbetler ediyorduk. Bizim köyde görev yapan öğretmen yakın köylüydü. Bir gün bize haber geldi “öğretmenin evine gelmeniz gerekiyor” diye.  Biz de oraya gittik. Şehit Delil Doğan oradaydı. Tabii ben ilk başta onu tanımayamadım. Bize Delil Doğan’ı tanıttılar. “Kebire anayla Kazım babanın oğludur. Mazlum arkadaşın kardeşidir” dediler.  Biz zaten ismini duymuştuk. Değerli Delil arkadaşın Filistin'de de eğitim gördüğünü Önderlik sahasında da kaldığını biliyorduk. İlk ajitasyon-propaganda grubuyla beraber Kurdistan sahasına geldiğini de biliyorduk ama onu ilk orada gördük. Delil arkadaşı gördüğüm zaman çok gençtim, daha 14 yaşındaydım. Çok ilgimi çekmişti, çok dikkatli inceliyordum onu. Tabiri caizse saçının telinden, bıyıklarına, ayakkabısına kadar. Hiç unutmuyorum, kasatura gibi bir kaması vardı. Yanında bir de keleşi vardı. Üzerinde parke gibi bir pardösüsü vardı.

 

Silaha merak, okula başlangıç

Olduğumuz yer bir köy lojmanıydı. Yerde bir kilim vardı. Delil Doğan, kilime basmamak için postallarını geri çekerek yan oturmuştu. Ayakları kilime basmıyordu. Silahını da hemen yanına indirmişti. Silah benim dikkatimi çok çekmişti. Silahı inceliyordum, namlusuna dokunuyordum. O konuşuyordu tabii o sırada. Silahla ilgilendiğimi fark edince aldı silahını diğer yanına koydu. Ben bir yolunu bulup silahın olduğu tarafa geçtim yine. Konuşmasını kesti, başımı okşadı. “Biz bu silahı siz özgür yaşayasınız diye aldık. Sen niye bu kadar benimsiyorsun silahı? Okul okumuyor musun?” dedi. “Hayır” dedim, “Babam ölmüş, aile küçük kardeşimi verdi ama beni okula vermedi.” Bana okumak isteyip istemediğimi sordu, “istiyorum” dedim. Cebinden bir not kâğıdı çıkardı. Bir şeyler yazdı, katladı kâğıdı. “Al bunu, nahiyedeki ortaokulun müdürüne götür. Benim selamımı söyleyip notu ona ver, o seninle ilgilenecek” dedi. Sonraki gün notu götürdüm. Notu görür görmez hemen benimle ilgilenmeye başladı okul müdürü. Kaydımı yaptı, defter ve kitaplarımın hepsini temin etti. Ben okula başladım.

 

"O günden sonra gitmedim okula"

Daha okulun ilk yılındayız, büyük bir operasyon oldu. Yüzlerce askeri araç nahiyeye girdi. Okulun tam karşısında da karakol ve bir meydan var. O meydan askerle doldu taştı. Meydana askerler dolunca bir fısıltı kulaktan kulağa yayılmaya başladı. “Teman’da çatışma çıkmış. Delil Doğan çatışmada şehit düşmüş.” Benim ağabeyim Dev-Yol'cu olduğu için evimize giden gelen çok oluyordu. Nahiyenin sağlık ocağında çalışan Güneş ablayla da o sayede tanışmıştık. Onlar sağlıkçıdır, onlara haber gelir, net haberi oradan alabilirim diyerek hemen koşup sağlık ocağına gittim. Sağlık ocağına vardığımda hemşire odasının kapısını çaldım önce, kapalıydı. Sağlık ocağının içindeki diğer odalar da kapalıydı. Sağlık ocağının hemen yukarısında lojmanları vardı. Güneş ablanın kapısına yumruk ve tekmelerle vurdum. Sonunda kapıyı açtı. “Güneş abla bu haber doğru mu?” dedim. “Maalesef doğru” dedi, “çatışmada vurulmuş.” Tarihi tam hatırlamıyorum ama 12 Eylül’den hemen sonraydı. Askeri cunta vardı. Mazlum arkadaş zindandaydı o zaman.  Benim okulda sağlam 10 tane arkadaşım vardı. Nahiye’de yeni bir 3 katlı okul yapılmıştı. Kapısı penceresi takılmış, boyası badanası yapılmıştı ama henüz sıra ve masalar taşınmamıştı. Bizim okul kısa bir süre sonra oraya taşınacaktı. Biz o 10 arkadaş o okula gittik. O öfkeyle okulun camlarını indirdik. O günden sonra okulu bıraktım, daha gitmedim okula.

 

Korkuyu yenenler

O çatışmada Delil arkadaş şehit düşüyor, Mazlum arkadaş da zindanda. Kebire ana ile Kazım amca da Karakoçan’da oturuyorlar. Kazım amca marangozluk yapıyordu. Mazlum arkadaş da öz geçmişinden bahsederken Karakoçanlı olduğunu anlatıyor zaten. Bir süre sonra Mazlum arkadaşın da şehadet haberi geldi. Mazlum arkadaşın cenazesini getirdiler. O zaman yollar çok bozuktu. Asfalt yoktu, kumlama yoktu, çakıl yoktu. Zor bela getirdiler, Teman’da Delil arkadaşın yanına defnettiler. Aradan onlarca yıl geçtikten sonra Mazlum arkadaşın ablası geldi, mezar yerlerini değiştirdi, şu anki yerlerinde onlar için şehitlik yaptı. O değerli arkadaşlar şu an orada istirahat ediyorlar. Yanlarında Karadeniz’de şehit düşen Delil Dersim arkadaş da yatıyor. Zaten Delil Dersim, Delil Doğan’ın ismini almıştı. O da Delil Doğan arkadaş gibi uzun boyluydu. Tabiri caizse babayiğit bir arkadaştı. Bu arkadaşların hepsini tanıdım ve hepsiyle ilgili şunu söyleyebilirim: Düşman gerçekliğini çok iyi tahlil etmiş ve bilince çıkarmışlardı. Buna göre hareket ediyorlardı. Korkuyu yenmişlerdi.

 

 

Delil Doğan Kimdir?

Faaliyet gösterdiği alanlarda Kasım ismiyle tanınan Delil Doğan 1958 yılında Dersim Mazgirt-Teman köyünde doğdu. Dersim Öğretmen Okulunda okudu. Daha okul yıllarındayken ulusal kurtuluşçu düşüncelerle tanıştı. Sosyal şovenizme karşı aktif tutumlar takındı. Elezîz ve Ankara'ya sürüldü orada okulu bitirip Gazi Üniversitesi'ne kaydını yaptırdı. Riha'da bir yıl öğretmenlik yapan Doğan, Apocu hareket içinde aktif görevler aldı. Dep, Çewlik, Amed, Dersim ve Meletî'de sorumluluklar üstlendi. Delil Doğan, 1979 yılında yurtdışında çıkan ve 80 yılı baharı da geri dönen ilk grupta yer aldı. Mücadele arkadaşları onu "herkese karşı açık yürekli, cesaretli, zeki ve kavrayışı yüksek" olarak nitelendiriyordu. Çalışma yaptığı her yerde halkın saygı ve sevgisini kazanan Doğan, PKK için örnek kadro olarak da değerlendiriliyordu. 7 Ekim 1980 günü Dersim'de Teman köyünde askerlerle girdiği çatışmada göğsünden aldığı yara nedeniyle yaşamını yitiren Delil Doğan'ın o gün sergilediği direniş yörede sayısız ağıt ve direniş şarkılarına konu oldu.

Yayın Tarihi: 07/10/2024