PolitikART
Portre

Dağların Peyman’ına mektup

PolitikART Özel
Mehmet Hayme
Karamsarlığı, umutsuzluğu, çaresizliği tanımadın.Bir maraton koşucusu gibi hakikate koştun. Bu yolculukta insan olmayı, umut etmeyi, güneşle buluşmayı öğrettin. Yüreğine dağların asiliğini işledin. Sözün ve özün ahengini yüreğinde yaşattın. İştarlaştın.

Mardin’in asi kadını… O minicik gözlerini Dêrik’in bereketli topraklarında, tanrıçalar diyarında açtın. Yaşam denen mecrada adım adım yürürken bastığın her bir toprak parçası filizlendi. Mezopotamya’nın dağları seninle daha da güzelleşti. Derler ki her insan kendini özdeşleştirdiğinden alır bakışlarını. Bakışlarının asiliğini Zagrosların heybetinden, sert kayalıklarından almıştın. Yaşamı var etmek için her gün kendini yeniden yarattın. Güneşe aşkını, yaşamı ve evreni keşfetmek için kuşandın. Güneşin felsefesiyle tutuşturdun özgürlük meşalesini. Yaşamın en güzel eyleyişinin sahibi oldun. Tanrıçalaştın.

Tanrıça Peyman, heybetli kadın… Kimi insan var büyülüdür. İlk karşılaşmada kendini hissettirir. Seni gördüğümde dikkatimi çeken bu büyülü yanındı. Yaşam sevincin, duruşun ve akışın öylesine etkiliydi ki seninle yolu kesişen, aynı patikayı yürüyen, göz göze gelen, çay içip sohbet eden herkese aşıladın. Yaşamın anlamını sundun ve gerekçesi oldun. Yolculuğumuzun moral kaynağına dönüştün.

Adını Bagok dağından almıştın. Bagok asidir. Hükümranlığı kabul etmez. Sen Bagok’un asiliğini kadın ile birleştirdin. Dağların asi kadını oldun. Zagros’un eteklerindeki yaşam fidanını toprakla buluşturdun. Narin bedeninde dağ gibi bir yüreğe sahiptin. İçindeki insan sevgisi bir okyanus kadar büyüktü. O dağlı yüreğe evreni sığdırmış, orada herkese yer vermiştin. Su gibi berrak bir ruha sahiptin. Sevgiyi ruhunda damla damla işlemiş, tanrıça İştar gibi yüceltmiştin.

Senin sesindi Zagrosların heybetli tepelerinde, Cilo’da, Çarçella’da, Mamreşo’da, Avaşîn’de, Werxelê’de yankılanan. Haykırıyorsun: Ben İştar! Adaletin savaşçısı. Ben İsis! Toprağın ana tanrıçası. Ben İnanna! Dağların, insanların, bitkilerin doğurgan tanrıçası. Karanlığa tutulmuş ışığım. Kadınların özgürlük umudu.

Zagrosların Amazon savaşçısı

Hakikat aşkına, akışına ve hayallerine durdun. O aşk seni Xakurkê’nin derin vadilerine taşıdı. Özgürlük atının süvarisi olup 91 kavgasına tutuştun. Halayın pêşengî oldu, zılgıtınla döndü govend. Zirvelere doğru kıvrılan patikalarda tanrıça heybetiyle yürüdün. Şekif’in zirvesinde ellerini havaya kaldırıp 5 bin yıllık erkek egemenliğine “Edî bese” dedin. İhanet karşısında Berîtan ile omuz omuza durdun. Şekif’in zirvesinde tanrıça edasıyla özgürlük türküsü söyledin. Karker’in yamaçlarında, hakikat arayışçılarının önündeydin. Elinde tîrkevanınla Evdilkavî’de avladın çıyanları. Girê Spî’de Enki’nin ceberrut yılanlarını kovaladın. Ömrün boyunca ruhun ve bilincinle bütünleştin. Berîtan’la söylediğiniz o özgürlük türküsü hala Xakurkê vadisinde yankılanıyor.

91’de açtın gözlerini özgür yaşama. 28 yıllık ömre sonsuzluğu sığdırdın. İşledin toprağa. Köleliği, iradesizliği ve korkuyu Lolan suyuna bıraktın. Bir an bile vasatlığı, pasifliği ve sıradanlığı kabul etmedin. Yürüyüşün hep ivmeli oldu. Kölece yaşamı reddettin. Yüreğine  dağların asiliğini işledin. Sözün ve özün ahengini yüreğinde yaşattın. İştarlaştın.

Senin sesindi Zagrosların heybetli tepelerinde, Cilo’da, Çarçella’da, Mamreşo’da, Avaşîn’de, Werxelê’de yankılanan. Haykırıyorsun: Ben İştar! Adaletin savaşçısı. Ben İsis! Toprağın ana tanrıçası. Ben İnanna! Dağların, insanların, bitkilerin doğurgan tanrıçası. Karanlığa tutulmuş ışığım. Kadınların özgürlük umudu.

Sen Zagrosların Amazon savaşçısıydın. Sendin Munzur’un asi kadını. Mercanlarda, dokuz kayalıklarda, Silbûs ve Tarî’nin patikalarında soluk soluğa özgürlüğü yaşayandın. Besê Zarîfe’nin diyarında “Merhaba özgür kadınlar” diyendin. Yılların özlemiyle Dêrsim’le  buluştun. Taşını, toprağını, dağlarını, patikalarını kucakladın. Ruhunu özgür kılan yaşamın yaratıcısı oldun. Mercanların zirvesinde güneşin ilk ışıklarını karşıladın. Toprağa değdiği an onunla birleştin.

Yürüdüğün yollar boş değil şimdi. Hakikat arayışçıları izlerini takip ediyor. Dinliyor musun? Sesin yankılanıyor Zendura’da. Boyun eğmezliğin, hakikat arayışındaki ısrarın anlatılıyor ateş başlarında. Yücelerde yol gösteren kutup yıldızımızsın artık. Hakikat yolculuğu sürüp gittiği müddetçe bir akışın içinde, büyük özgürlük zincirinin bir halkası olarak var olacaksın. Ölümü aşıp var olacaksın.

Meşe yaprağındaki umut

Yaşamın zirvesinde gözlerin şahinleşmişti. Doğanın güzelliğini, türlü türlü kuşları, taşları, toprağı, yeşili, çiçekleri, o cennet ülkeyi keşfettin. Sendin Mezopotamya toprağını yaşamınla güzelleştiren. Senin adındı Derwêşler dilinde yankılanan. Zîlanların yolunda cesaret kuşandın. Bıkmadan, usanmadan 28 yıllık ömrünü Mezopotamya coğrafyasına verdin. “Benden bu kadar” deyip pes etmedin. Dêrsim’de, Mûş’ta, Çewlîg’de, Colemêrg’de ve nice zorlu yaşam alanında mücadele ettin.

Gözlerin hep güleç, ruhun hep dingin ve mutluydu. Tüm bu güzellikleri toprağın direnciyle buluşturdun. Binlerce kadına özgürlüğü yaşattın, yaşama sevinci verdin. Paylaştıkça Starlaştın. Bastığın her toprak parçasını özgürlüğün mekanı yaptın. Yürüdüğün patikalar seni anıyor şimdi. Varlığınla bir olmanın sevincini yaşıyorlar.

Bir taşın üzerine çıkıp Munzur’a baktıkça ilmek ilmek hakikat aşkını, sevgini işledin o diyarlara. Sırtını bir meşe ağacına dayayıp uzun yürüyüşümüzü düşünürken Haftanîn’in, Kaşura’nın, Hezil Çayı’nın, Zendura’nın, Metîna’nın kalp atışlarını duyuyordun. O cennet parçasının özgürlük yolcularıyla buluşmasının mutluluğunu yaşadın. Ayak bastığın ülkemin her metrekaresinde, dokunduğun her meşe yaprağına ruhunda taşıdığın özgürlük coşkusuyla umut oldun. El attığın her çalışmadan başarıyla çıktın. Bu toprak insanına yenilgili kişilikten nasıl serkeftin kişiliğine ulaşılacağını, sevmeyi, mutluluğu öğrettin.

Kutsal yolun öncüsü

Özgür yaşam yolculuğunda yönün hep güneşe doğru oldu. Daima güneşe aktın, onunla bütünleştin, aşığı oldun. Metîna, Colemêrg, Girê Amediye, Zendura senin için güneşe  yükselmenin basamakları oldu. Tek başına bir kaleydin. Bu toprakları yaşanmaz kılan karanlığın cellatlarına karşı yaşam arayışına çıktın. Çağdaş Gilgameş ve Enkidular talan seferine çıkarken onları durdurdun. İşgalcileri kovaladın, özgürlüğü haykırdın. Dinliyor musun? Sesin yankılanıyor Zendura’da.

Şimdi mevsim sonbahar… Gevende’de, Herekol’da boyun eğmezliğin, hakikat arayışındaki ısrarın anlatılıyor ateş başlarında. Senden “Yaşamın yaratıcısı, bütün bitkilerin cümle canlıların koruyucusu, cennet ülkenin tanrıçası” diye bahsediyorlar. Botan, Perî, Avaşîn… yüreğin onlar gibi berrak, hırçın ve akıcı.

Sendin su gibi aziz olup herkesin gönül bahçesinde yer alan. Mezopotamya ülkesine süzülmüş bir bal gibiydin adeta. Fedakarlık ancak kişiliğinde dışa vurduğunda o denli etkili olurdu. Herkesi etkisine alırdı.

Yüreğindeki özgür ülke aşkı öyle büyüktü ki bu evrene sığmazdı. Onunla yürüdün, umudu kuşandın. Karamsarlığı, umutsuzluğu, çaresizliği tanımadın. O aşkın hayallerini gerçekleştirmek için yola çıkan bir yolcuydun. Bu yolculukta insan olmayı, umut etmeyi, güneşle buluşmayı öğrettin. Özgür ülke aşkın, yürüyüşünü, inancını, kararlılığını belirledi. Bir maraton koşucusu gibi hakikate koştun. Her bir patikada, ovada, dağda ayak izin var.

Tek hayalin güneşin sıcağıyla buluşmak onunla uzun uzun süzülmekti. Ama ille de kutup yıldızı olmak istedin. Binlerce yıldıza cevap olmak, yarım kalan her hayali tamamlamak istedin. Bunun için bir ömür verdin. Karşına büyük zorluklar çıksa da hiçbir zaman geri adım atmadın. Kutsal yolun öncüsü oldun. Tek rehberin hakikat aşkı için çarpan yüreğin oldu.

Mêrdîn’in cesur Kürt kadını… Hislerin ve düşüncelerin eyleyişinle o kadar güzel bir uyum içindeydi ki anlatmaya kelimeler yetmez. Çağdaş Amazon kadınlığının tüm güzelliğini, ifadesini, bağlılığını kuşandın. Tüm hakikat arayışçılarının yüreğinde taht kurdun, sevildin. Ülkemin asi kadını, İştar’ın özgürlük arayışçısı, siyah gözlü melek… Gözlerinin karasında zafer ışığı, yaşam umudu vardı. Ruhunu güneşin felsefesiyle, özgür yaşam aşkıyla donatmıştın. Kadınların binlerce yıldır özlemini çektiği yaşamın yaratıcısı oldun. Kara bir elmas gibi parlayan gözlerin nelere tanıklık etti? Bir anlatsa acıları, sevinçleri…

Yücelerde yol gösteren kutup yıldızı

Yürüdüğün  yollar boş değil şimdi. Hakikat arayışçıları izlerini takip ediyor.  Yolculuğa dair öğrettiklerinle her adımda özlemini duyarak yürüyorlar… Aynı büyük özlemi ben de yaşıyorum. Sana hasretimi, geçmiş günleri anarak hafifletiyorum. Seninle sohbet etmeyi, yaşadığın büyük yaşamı mütevazice anlatışını özledim. Yücelerde yol gösteren kutup yıldızımızsın artık. Her an yüreğimizde, aklımızda, kalp atışımızda olacaksın. Esmer yüzüne ve kara gözlerine yakışan Star gülüşün en zor zamanlarımızda yürüten olacak. Rojbaşlarınla güne başlayacağız.

Hakikat yolculuğu sürüp gittiği müddetçe bir akışın içinde, büyük özgürlük zincirinin bir halkası olarak var olacaksın. Özgür yaşamın çizgisi olarak var olacaksın. Hakikat aşkının hakikati olarak var olacaksın. Ölümü aşıp var olacaksın.

Peyman Bagok

Peyman Bagok (Hülya Mercan), Mêrdîn'in Dêrik ilçesinin Fitnê köyünde doğdu. Yurtsever bir ailede, hem gerilla direnişini hem de Türk devletinin katliamcı ve soykırımcı yüzünü yakından tanıyarak büyüdü. 1991 baharında gerilla saflarına katıldı.

Öncü bir kadın gerilla olarak 28 yıllık gerillacılık hayatına büyük başarılar ve unutulmaz anılar sığdırdı. ARGK’den HPG’ye, kadın ordulaşmasının başlangıcından YAJK’a ve YJA Star’a kadar mücadelenin her anına tanıklık etti, içinde yer alarak emek verdi, savaştı ve komutanlaşarak savaşa yön verdi.

PAJK Meclis Üyesi, HPG ve YJA Star Komuta Konseyi Üyesi olarak aldığı bütün görevleri kendisine yakışır bir şekilde başarıyla yerine getirdi; ardında tarihi bir mücadele mirası bıraktı.

 

Yayın Tarihi: 30/07/2023