PolitikART
Toplum-Politika

Çocuğum nefes alamazken…

Sayı: 325
Miheme Porgebol
Otel sahipleri, fenni mesuller, mimarlar, mühendisler, belediye görevlileri ve bunu takiben bakanlık çalışanları, yani bu olayı görmezden gelen, bu olay yokmuş gibi davranan ama yanlış yaptığını bile bile imzalar atmaya devam eden, sorumlu olan herkesin peşine düşeceğiz. Bu olaydan sorumlu kim varsa...

 

6 Şubat depremlerinin üzerinden tam bir yıl geçti. On binlerce insanın öldüğü bu depremlerde suçlunun doğa olduğuna inanmamızı istiyorlar. Kimisi ilahi gerekçelere bağlıyor. Kimi de böylesi büyük bir afet karşısında hiç kimsenin elinden hiçbir şey gelemeyeceğini söyleyip duruyor. Sanki o binalar, o siteler, o mahalle ve şehirler kendiliğinden var olmuş gibi. Açgözlülük ve denetimsizliğin sahtekarlığın, kuralsızlığın hiç payı yokmuş gibi… Ama yine de birileri yakasını bırakmıyor faillerin. Bir spor müsabakası için Adıyaman’a gelen ve depremde yaşamını yitiren Kıbrıslı çocukların ailelerinin başlattığı adalet mücadelesi de bunun örneği

Aileleri birbirinden güzel çocuklarını Adıyaman’a gönderirken akıllarında hiçbir şey yoktu. Her biri birbirinden başarılı ve çalışkan bu çocuklar gidip yarışacak, şampiyon olup döneceklerdi. Ancak dönemediler…

Geride kalan aileler çocuklarının hesabını sormak üzere depremin ilk saatinden itibaren bir arada adalet mücadelesi yürütüyorlar. İSİAS ortak davası için bir platform oluşturup sınırları aşan düzeyde bir hukuk savaşı gösteriyorlar. Aileler adına platformun sözcülüğünü kendisi de bir çocuğunu kaybeden Ruşen Karakaya yapıyor. Biz de Karakaya’yla İSİAS ortak davası ve ailelerin yaşadıklarını konuştuk.

 

 

Depremden sonra çocuklarını kaybeden aileler neler yaşadı ve neler yaşıyor?

Çocuklarımız 3 Şubat’ta gittiler. 6 Şubat’ta da katil bina aldı onları bizden. Aileler olarak ilk günden beri birbirimize kenetlendik. Hiç kimse acısını ayrı bir şekilde yaşayamadı. Hep birlikte aynı acıyı yaşadık ama acımızı yaşarken, bu kaybın deprem sonucu olduğunu da asla kabullenmedik. Çünkü her şey apaçık belliydi. (Duraksıyor, yutkunuyor.) 6 Şubat sabahı hepimiz havaalanında buluştuk ve saatler içerisinde Adıyaman’da olduk. Herkes her şeyi gözleriyle gördü.

 

Ne gördünüz?

Bunun bir cinayet olduğunu… Biz bu işin peşini bırakamazdık. Acımızı bir arada yaşadığımız gibi adalet sürecini de bir arada yaşıyoruz ve bundan sonra da bir arada olacağız. Birbirinden çok farklı insanlardan bahsediyoruz. Her birimizin çevresi çok farklı, yaşam tarzı çok farklı. 27 aileden oluşuyoruz fakat ortak noktamız, şampiyonlarımız artık. Her gün 6 Şubat’a uyanıyoruz. Her aile, her anne, her baba her gün sabah gözünü açtığında karşısında çocuğunun yatak odasını boş görüyor ve her sabah “Kahretsin, yine uyandım, yine yoklar” diye o acıyla uyanıyor. Bizi ayakta tutan tek bir şey var, o da çocuklarımız için verdiğimiz adalet mücadelesi. (Sesi titriyor, konuşmakta zorlanıyor.) Çok özür dilerim, anlatırken zor tutuyorum kendimi… Adıyaman’dan geldikten sonra daha da kötü olduk çünkü tüm yaşananlar başa sarmış gibi oldu. Bazı şeyleri birbirimize kenetlenerek aştık zannediyorduk ama hiçbir şeyi aşamamıştı. Nasıl aşalım ki… Meğer her şey aynı şekilde duruyormuş. Adıyaman’ın o hâlini gördükten sonra başlayan dört günlük zorlu mahkeme sürecinden sonra, her şey başa sardı. Çocuklarımızın anıları, sorgulamalar, kafamızda dönen sorular… Hepsi tekrara dönüştü bizim için. Ama tüm bu süreçte artarak büyüyen bir inancımız vardı, o da Türkiye’de artık bazı şeylerin değişmesi gerektiği. Bu değişimi çocuklarımızın sağlayacağına dair duyduğumuz inanç. Adalet, ama içi boş bir adalet değil, gerçek bir adalet diyoruz.

 

Nasıl bir dava süreci işliyor?

İddianame ‘bilinçli taksir’ suçu üzerine kurulu. Bize diyorlar ki “failler en fazla 22,5 yıl ceza alır.” Gerçi Türkiye’deki hukuk iddianameye bağlı değil, mahkeme sürecinde olay değişebiliyor, ki değişecek de bu davada. Başka yolu yok, her şey net ve açık bir şekilde ortada çünkü. İşte bu yüzden Türkiye hukukundaki kusurların giderilmesini bizim çocuklarımız, şampiyonlarımız sağlayacak ve Türkiye’de bazı şeyleri değiştirecekler. Biz o zaman deriz ki “Çocuklarımız… (susuyor…) bir şeyleri değiştirdi. Bir şeylere önayak oldu.”

 

Buna inanıyor musunuz?

Evet, inanıyoruz. Bir şeyler değişecek, çünkü değişmek zorunda. Artık onlar yok, aileler olarak tek gayemiz gün geçsin, bir an önce onlara kavuşalım. O süreyi beklerken onlar bizimle gurur duysun. Onların bizimle gurur duyacağı şekilde adımlar atalım, öyle yaşayalım istiyoruz. Ama onlara kavuştuğumuzda (sesi kısılıyor) bize desinler ki “Evet bazı şeyler değişti. Doğru şeyler yaptınız.” Bundan sonraki hayatımızın bir amacı olmalı ve bizim için bunu sağlamaktan daha büyük bir amaç yok.

Otel sahipleri, fenni mesuller, mimarlar, mühendisler, belediye görevlileri ve bunu takiben bakanlık çalışanları, yani bu olayı görmezden gelen, bu olay yokmuş gibi davranan ama yanlış yaptığını bile bile imzalar atmaya devam eden, sorumlu olan herkesin peşine düşeceğiz. Bu olaydan sorumlu kim varsa...

 

Yürüttüğünüz adalet mücadelesinin önemini ve yükünüzün ağırlığını anlıyorum. Çünkü Türkiye devletinin tarihi adaletin sağlanamadığı çocuk ölümleriyle dolu. Adalet mücadelenize resmi merciler ve özellikle Adalet Bakanlığı nasıl karşılık veriyor?

Biz zaten Kıbrıs’tan gittiğimiz için süreç iki devlet arasındaki ilişkiyi de etkiliyor. Dolayısıyla her iki devletin de tüm mercileri yanımızda. Herkes şampiyonları benimsedi, çocuklarımızı kendi çocuğu belledi. Bu davada bizim arkamızda olduklarını söylüyorlar. Kıbrıs içinde zaten tek yürek olduk. Neler yaşadığımızı görüyorsunuzdur zaten. Hükümetinden tutun muhalefetine, bakanlarından tutun milletvekillerine, en alt kamu çalışanına kadar herkes bir arada. Tek bir şey istiyorlar: Adalet.

Çocuklarımızla ilgili benzer bir şeyi Türkiye’de de görüyoruz. Hiç beklemediğimiz şekilde CHP yönetiminden, AKP’li bir sürü milletvekiline, devlet yetkililerine kadar birçok kişiden bize destek geldi. “Siz adalet arayışınızı sürdürün, biz yanınızdayız” diyorlar. Aslında biz Kıbrıslılar olarak bir ayrıcalık istemiyoruz hiç kimseden, yanımızda olsunlar, bize bu yeter. Tek söylediğimiz budur. Bu destek bize güç verir. Biz hukuka ve bilime inanan insanlarız. Bakın ben öğretmenim, bir avukat veya savcı değilim fakat net bir şekilde görüyorum ve fark ettim ki Türkiye hukukunda aslında çok doğru şeyler de var. Kıbrıs’ta bazı suçların karşılığı ile Türkiye’dekini karşılaştırdığımda bakıyorum ki aslında Türkiye’nin çok ileride olduğu hususlar var. Fakat bu yetmez. Bunlar uygulamadıktan sonra ne değeri var ki?

İSİAS otelinin binası bunun çok yerinde bir örneği. “Binayı dikelim de nasıl oluyorsa olsun” mantığıyla bir bina yapmışlar. Failler mahkeme salonunda bunu gözümüzün içine baka baka dört gün boyunca anlattılar zaten bir sürü yalanla. Ortaya çıkan bilirkişi raporları zaten onların yalanlarını ortaya çıkarıyor. E madem ki böyle bir hukukun var, güçlü yasaların var, o halde bunu kullanacaksın. Biz de aileler olarak bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bazı şeyleri bu yüzden değiştirmeye çalışıyoruz.

 

 

Sizin yaşadıklarınızdan ve başlattığınız adalet mücadelesinden bahsedilirken insanların sürekli 99 depreminden ve oradaki ihmallerden bahsediliyordur…

Evet işte, biz de bunu söylüyoruz. Neden bazı şeyler değişmedi? Çünkü kimse bunun üzerine gitmiyor. Kader deyip geçiyorlar. Bakın çocuklarımız bir yıldır yok ve biz ilk günkü gibi savaşımıza devam ediyoruz. Biz Kıbrıslılar olarak bir araya geldik, buradaki avukatlarımız bize bir yol gösterdiler. Türkiye Barolar Birliğine ulaştık ve onlarla bir yol haritası belirledik. 72 kayıp var o otelde. Turizm rehberliği öğrencileri var ve onların ailelerinin avukatları da var. Onlar da zaten Barolar Birliği’nin avukatlarıyla ortak çalışmaya özen gösterdiler. Bizim başka davalardaki avukatlarımız da var. Biz, bu yolu bize gösteren insanlar sayesinde, çevremizde bizi bilen ve seven hukukçular sayesinde doğru yolu çizdiğimize inanıyoruz aileler olarak. Davamızı sonuna kadar sürdüreceğiz. Bizim bu noktadan sonra hayatımızdaki tek amaç ve gayret budur.

 

Peki sizin dava kapsamında üzerinde ısrarla üzerinde durması gerektiğini düşündüğünüz hususlar var mı? Adalet sürecinde hangi hususların özellikle öne çıkması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Biz biliyoruz ki bu davanın ilk iddianamesinde 11 sanık var. Fakat bu 11 sanık sadece otel sahipleri, fenni mesuller ve aile şirketinin üyeleri ki onlar da otel sahibi olarak geçiyor. Biz bu davanın, sadece otel sahibi ve fenni mesullerde bitmediğini biliyoruz. Bu davanın ucu çok noktaya dokunuyor. Kamu çalışanlarına, belediyede görev yapan insanlara… Biz şu anda bize gelen tüm yetkililerden bunu talep ediyoruz. Kamu personeline dava açılabilmesi için resmi izinler gerekiyormuş. O iznin başvurularını yaptık. Bu iznin bir an önce çıkması ve savcılığın ikinci iddianameyi bu minvalde yazmasını istiyoruz çünkü belediye görevlilerinin net bir şekilde, bilirkişi raporunda da görüldüğü gibi, suçlu olduğu açık. Her şey belli, sorumluların tek tek isimlerine kadar ortada. O zaman nedir doğru olan? Bu davaların birleştirilmesi gerek. Otel sahipleri, fenni mesuller, mimarlar, mühendisler, belediye görevlileri ve bunu takiben bakanlık çalışanları, yani bu olayı görmezden gelen, bu olay yokmuş gibi davranan ama yanlış yaptığını bile bile imzalar atmaya devam eden, sorumlu olan herkesin peşine düşeceğiz. Bu olaydan sorumlu kim varsa... Dört günlük mahkemede ortaya çıktı ki bina on saniyede çökmüş. Benim çocuğum uykusunda uyurken bütün bina üstüne çöktüyse ve nefessiz kalarak can verdiyse, saçının teline bile zarar gelmesini istemediğim çocuğum (sesi titriyor), bunun cezasını bütün sorumlular çekecektir. Kusur, olası kast üzerinden değerlendirilmeli ki ömür boyu hapislerde sürünsünler. Bilinçli taksir nedir, olası kast nedir, bakın tanımına. Zaten olası kast diye arattığınız zaman artık doğruca İSİAS çıkıyor. Adamın kendisinin ilk gün verdiği savunmasında konuştuğu üslup, tavır, kullandığı cümleler zaten bunu gösteriyor.

Artık bazı şeylerin bir noktada değişeceğine de inanmak istiyoruz. Halk çok zorluk içerisinde, halk artık bezdirilmiş, yaşamdan ve haklarını aramaktan vazgeçirilmiş. Adıyaman halkını gözlemledik orada dört gün boyunca. Bir noktada herkes katillerin kimler olduğunu ve nasıl işler yapıldığını biliyor. Herkes biliyor fakat kimse ağzını açamıyor. Bir kere korkuyorlar. İkincisi yaşam çabası ve gailesi onları, bazı şeyleri görmezden gelmeye itiyor.

Nasıl bir üslup kullanıyor?

Laubali, ukala… Kendisine iftira atıldığını söylüyor. Hiçbir şekilde suçu kabul etmiyor. Dönüyor, mahkeme salonunda “Senin çocuğun benim binam yıkıldı diye ölmedi. Senin çocuğun donarak öldü üç günde” diyor bana. (Sesi titriyor) Benim elimde çocuğumun nasıl öldüğünü gösteren raporlar var ve benim çocuğumun… Orada Allah’tan salonda değildiler, bir noktada SEGBİS’le katılmalarına sevindim. Sen nasıl bir insansın ki 72 acılı aileye hiç utanmadan “senin çocuğun donarak öldü” diyebiliyorsun? Çocuğum nefes alamazken… Çocuklarımızın nasıl öldüğüne dair açık ve net bilirkişi raporları var. Ben çocuğumun adli raporunu okumak zorunda kaldım eve geldiğimde… (Ağlıyor). Her gün bu duygularla ve bu öfkeyle uyanıyoruz. Bu adam bize tüm bunları tekrar yaşattı. Ki biz gözlerimizle gördük, çocuğumuz uyku pozisyonundaydı. Eli yukarıda, ayacığı diğer ayağının üstünde, her zaman uyuduğu şekilde bulundu çocuklarımız.

 

Anladım... Çok teşekkür ederim böylesi ağır bir duyguya rağmen sorularımızı yanıtladığınız için. Sorduklarımdan bağımsız olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu dava artık sınırları aştı. İngiltere’de, Amerika’da, Hollanda’da, Alman televizyonlarında, her yerde. Herkesin gözü Türkiye’de ve Türkiye hukukunda. Türkiye hukuku, bu dava başta olmak şartıyla herhalde bazı adımları doğru atacaktır. Artık bazı şeylerin bir noktada değişeceğine de inanmak istiyoruz. Halk çok zorluk içerisinde, halk artık bezdirilmiş, yaşamdan ve haklarını aramaktan vazgeçirilmiş. Adıyaman halkını gözlemledik orada dört gün boyunca. Bir noktada herkes katillerin kimler olduğunu ve nasıl işler yapıldığını biliyor. Herkes biliyor fakat kimse ağzını açamıyor. Bir kere korkuyorlar. İkincisi yaşam çabası ve gailesi onları, bazı şeyleri görmezden gelmeye itiyor. Bizim Kıbrıslı aileler olarak Türkiye’deki insanlardan beklediğimiz şu: Kabul etmeyin. Kabul etmeyin ve hakkınızı arayın. Hukukta doğru olan neyse onun yapılması için davalarınızı açın. Bu kader değil. Peşini bırakmayın. Biz bunu göstermeye çalışıyoruz. Bizim çocuklarımız buna vesile olacaklar ve bunu sağlayacaklar. Buna inanıyoruz.

 

Yayın Tarihi: 20/02/2024