PolitikART
Edebiyat

Cegerxwîn şahsında tüm yazanlara, tüm çizenlere

Sayı: 321
Bêrîvan Saruhan
Cegerxwîn’ın Kürt halk mücadelesi adına yüklendiği misyon, her Kürt gibi kuşkusuz benim de bu mücadeleki misyonuma katkı sağladı. Fakat tüm yazılıp çizilenlerden ziyade ben bir kadın olarak kendi penceremden ve bu mücadelenin önemli bir ayağı olan kadın mücadelesi perspektifinden bakmayı, sitemimi dile getirmeyi tercih ettim.

Şüphesiz ki Kürt edebiyatının ismi en çok zikredilen isimlerinden biridir Cegerxwîn. Kürt edebiyatı için önemli bir figür, Kürt halkının bağımsızlık, özgürlük ve kimlik mücadelesini anlatan önemli eserler yazmış bir şair ve yazar olmakla birlikte onun edebi kişiliği Kürt edebiyatının ve kültürünün zenginliğini de yansıtır. Halkının dilini koruma ve yayma misyonunu taşıyan, eserlerinde genellikle halkın günlük yaşamını tarihini ve toplumsal meselelerini işleyen; insanların duygularını, mücadelesini, kimliklerini ve özgürlüklerini kazanma çabalarını vurgular. Hem tarihsel olayları hem de duygusal deneyimleri işlerken, şiirin farklı boyutlarına işaret eder. Gayet tabii bunlar gördüğüm, deneyimlediğim, okuduğum ve edindiğim formasyon itibari ile çekinmeden dile getirebileceğim ona dair detaylardır.

Yaşadığı dönemin özellikleri itibari ile birçok siyasi, ekonomik, ahlaki ve toplumsal olaya tanıklık etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan Şêx Saîd Direnişi’ne, Mahabad Kürt Devleti’nin kuruluş ve yıkılışından İkinci Dünya Savaşı’na kadar tanıklık ettiği tüm olaylar yazım anlayışına güçlü bir şekilde etki edip sınırlarını belirlemiştir. Bu denli yalın ve anlaşılır bir dil kullanması okura aktarmak istediği duygu ve düşünceleri vermesini kolaylaştırmıştır fakat doğrudanlığının yanında görünenin ardındaki öze de odaklanmak gerektiğine inanıyor, bunu pratize ediyorum. Sanırım üniversite yıllarımdan bu yana çok özel bir çaba sarf etmeden ve niyet sorgulamadan mercekten bakmaya başlamış bulundum. Keşke farkında olmasam ve farkındalığımın yarattığı iç tartışmaları dışarı yansıtarak polemiklere mahal vermesem dediğim çok an oldu. Bunun için döne döne kendimi tekrar sorguluyorum. Algıda seçicilik mi denir, hassasiyet mi, iyi bir dinleyici veyahut iyi bir gözlemci mi denir art niyet mi bilmem lâkin farkındalığın ve kadın bakış açısının getirdiği bir can sıkıntımız var gibi maalesef…

Çarkı bir geri bir ileri sararak yürüyelim bakalım. Sene 2009. Ulus bilinci ergenliğin getirdiği coşku ile birleşince bestelenmelerinden ötürü “Gula Sor’’ ve “Kî Ne Em’’ şiirlerini ezbere biliyor, ‘’Eger hûn nebin yek, hûn ê herin yek bi yek’’ mottosunu Facebook’ta paylaşmaktan kendimi alıkoyamıyordum. Sonra ne oldu bilmiyorum, topluma dönük sosyal yönümüz olan kimliğin yanı sıra kendimi, bedenimi ve benliğimi daha yakından tanıma sürecine girdim. Sene 2013 artık Cegerxwîn’in divanlarının ismini biliyor, şiirlerini büyük bir şevkle okuyor idim. Ama o da ne. Bir şiirini okuyunca tekrar okumak istedim ve ben bu dilin neresindeyim diye sormaktan alıkoyamadım kendimi.  Sonra başka bir şiiri okuyunca bambaşka bir kavram beni tekrar dürttü;

Ey xortê Ciwanmêr (Ey genç erkek)

Sedsal e ku em (biz yüzyıldır)

Her û her bindestê neyar in (düşmanın esiriyiz)

Bê rûmet û pişt in (onursuz ve dostsusuz)

Wek kole li çolan û li ber sêpî û daran (köle gibi çöllerde darağaçlarının önünde)

Em hatine kuştin (öldürüldük)

Axa û began perçe kirin ev miletê mêr (Bu erkek millet, ağaları ve beyleri parçaladı)

Çalak û ciwanmêr (etkin ve erkekler)

Off Bêrîvan olabilir. “Milletê Mêr’’ (erkek gibi millet) demesi seni neden rahatsız etti. Belki de bu milletin içindeki genç erkeklere sesleniyordur! Olamaz mı? Hem kadınlara sadece aşk temalı şiirler yazmıyor idi. Bunun yanında kadın erkek eşitliğinin vurgulandığı, kız çocuklarının okumasını teşvik edici söylemleri de var idi. Dönemine göre iyi bence. 50 sene önce yazılmış bir şiirin feminist manifesto mu bekliyorsun hem? Bir kere kadın mücadele tarihinin, eril dilin yarattığı tahribatın önemine dair çalışmaların bu denli görünür olmadığı bir dönemden bahsediyoruz. Bu eserleri okurken bu bakış açısından sıyrılarak okumaya çalışamaz mısın? Evet eril bir dil var ama ataerkil bir toplum ve dünya düzeninden bahsediyoruz. Bu gayet doğal değil mi? Zamanın olağan akışında müthiş bir iç yargılama ve hayata veda etmiş olan bir Kürt şair için savunma mekanizmamın devreye girdiği ve hala devam etmekte olan bir sürece girmiş bulundum.

Doğrudur genellikle toplumun geleneksel cinsiyet rollerine paralel olarak eril bir dil kullanılır. Bu eserlerinde erkeklik, güç, cesaret, rekabet gibi eril özellikleri vurgulamalarına yol açabilir. Çoğunlukla erkek şair ve yazarların ve tabii erkek egemen zihniyetten sıyrılamamış bütün şair ve yazarların kullandıkları eril metaforların varlığını savaş, avcılık, sert doğa olayları gibi eril temaları tercih ettiklerini biliyoruz. Erkek yazarların kahramanlık hikayeleri ve macera öyküleri yazmayı tercih etmeleri de bu yüzdendir. Bu tür eserlerde genellikle eril kahramanlar ve onların cesaretleri ön plana çıkar. Bu tutum ifade tarzına da yansır. Erkek yazarlar daha sert ve mücadeleci bir dil kullanarak metinlerinde güçlü bir etki yaratma eğilimindedirler. Bu zihniyette olan çoğu erkek yazar ve şair toplumsal cinsiyet stereotiplerini pekiştiren dil kullanır. Bu da kadınları daha pasif veya zayıf olarak tasvir etmektedir. Kadınlar ulusların sembolik şekilleri olarak kurgulanırken, erkekler değişmez biçimde önder aktörler olarak kurgulanmış ve devletleşme aşamalarından yazarların ve şairlerin yazdığı eserlere kadar en çok faydalanan kesim olmuştur.

Kürt edebiyat tarihini ve dilini daha yakından tanımak zorunda hissettiğim, gençliğimin bir döneminde sadece Kürtçe okuduğum ve gayet tabii aynı zamanda birçok şiiri bana ilham olduğu için Cegerxwîn’in bir şiirinden kesit ile bu dil mevzusuna dikkat çekmek istedim, mütevazi bir inatla dikkat çekmeye devam ediyor olacağım. Yoksa Kafkas Dönemin’deki Eliyê Evdirehman’ın yazdığı Xatê Xanim isimli romandan Hawar’da Celadet’in Pendên Ayineya Kurdaniyê isimli yazısına, diasporadaki yazarların romanlarından 90 sonrası yazan birçok şair ve yazara kadar, başımıza vura vura öğretilen Türkçe’nin edebi eserlerinden Samuel Beckett ve Shakespeare’e kadar bu dilin hâkim olduğunu biliyor ve deneyimliyoruz.

Bakın, kullanılan dil çok tehlikelidir. Değişen, dönüşen, gelişen, politik sebeplerden ötürü kullanım alanı daraltılan ekonomik ve sosyal sebeplerden ötürü gerileyen ve zaman zaman da ölen; yaşayan bir mekanizmadan bahsediyoruz. Birbirinden farklı mükemmel yapıdaki dillere bu kavramlar ile haksızlık ediyormuşuz hissine kapılmak doğal değil mi? Dilbilimcilerin katıldığım bir kısmına göre “Dilsel farklılıklar sosyal farklılıkların sadece bir yansımasıdır. Toplum kadın ve erkeği farklı ve eşit olmayan gördükçe kadın ve erkeklerin dil kullanımındaki farklılıklar da sürecektir.’’ Toplumsal şiddetin, kadına şiddetin temelinde de bu tarz söylemler yatar. Kadın dil aracılığı ile de baskı altında tutuluyor ve toplumun hemen hemen her alanında olduğu gibi dilde de bu baskı artarak devam ediyor. Kullandığımız dil düşüncelerimizi şekillendirir. Cinsiyetçi kavramlar ve söylemler, ‘söyledim bitti’ye getirilmeyecek ve bir şaka gibi algılanmayacak kadar önemli ve tehlikelidir. Belki çok küçük ve belirgin bir örnek üzerinden bu mevzuya dikkat çekmek istedim lâkin bu halkın bir iddiasının olduğunu ve bu mücadele tarihinin getirdiği iddianın yaşamsallaştırılması için çok değil, biraz çaba sarf edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Cegerxwîn’in bu şiirinde kullandığı dil için mantıklı gerekçeler sunmaya çalışıp dönemin şartlarına göre değerlendirsem de geçen hafta ya da hemen bugün yayımlanan herhangi bir yayınevinden teknik ve edebi açıdan güçlü eserler ürettiklerini düşündüğümüz editör ve çevirmenlerin yazıp çevirdiği bir kitabın dilini dert ederim ben kendime. Önce tekrar bir anlamaya empati kurmaya çalışırım. Ama sonrasında bu kitapta kullanılan dil 21. yüzyıl dünyası için fazla eril ve cinsiyetçi değil mi diye sorarım, sormalıyız. Eski ve yeni bütün eserlerin dillerinde bir sıkıntı varsa bunu açıklar, yayar, bu yanlıştan dönülmesi için uğraşırım, uğraşmalıyız. Dert edinelim zihniyetin bir aynası olan sözcükleri, etmeliyiz…

Yayın Tarihi: 18/10/2023