PolitikART
Toplum-Politika

Bir ekolojik kırım suçu olarak kaya gazı

Sayı: 337
Güner Yanlıç
Kürdistan’da yaygınlaştırılmaya çalışılan kaya gazı çalışmalarının yüksek güvenlik ve gizlilikle yürütülmesi barındırdığı tehlikenin boyutunu da ortaya koyuyor. Bugüne kadar verilen soru önergelerine hiçbir cevap verilmemiş ve bilgilendirme yapılmamış olması da savaş strateji olarak yürütülen bu kırımın gizlenmek istendiğini gösteriyor.

 

Ekolojik krizin en çok gündeme geldiği son yıllarda kapitalist modernitenin başta savaş olmak üzere tüm politikalarına hizmet eden bilim çevreleri de bu soruna dikkat çekiyor. Bir taraftan hibrit tohum gibi ekolojik yıkımı derinleştiren icatlara imza atarken, diğer yandan fosil yakıtların çıkarılmasının küresel ölçekte kırımlara neden olduğu, insan ve diğer canlılar için büyük yıkımları beraberinde getirdiği, bu nedenle yeraltından bir galon petrol ya da gazın dahi çıkarılmaması gerektiği gerçeğini dile getiriyorlar. Kırımlara neden olan bu politikalara karşı görüş ve öneriler gündemden düşmezken, sermayenin arsız kâr hırsı yaşamı hızla yok ediyor.  Büyük şirketlerin eliyle sürdürülen endüstriyalist madencilik politikaları daha da yaygınlaştırılıp madencilik faaliyetlerinin ruhsatlandırma çalışmaları hızla artıyor. Bu politikaların temel amacı, doğa ve yaşam alanları ellerinden alınarak geçimlik temelde yaşamını sürdüren çiftçilerin göçertilmesi, beraberinde yaşadıkları coğrafyanın insansızlaştırması, bugüne kadar varlıklarını sürdürdükleri ve kendilerini ifade ettikleri tüm değerlerin ellerinden alınarak kapitalist moderniteye her yönüyle muhtaç edilmesidir.

Diğer yandan kapitalizmin temel ayağı olan endüstriyalizmin, daha çok kâr elde etmek için sömürü politikasını savaşlar üzerine kurduğu görülüyor. Özellikle son yıllarda giderek etkisi ve kapsamı genişleyen 3. Dünya Savaşı süreciyle birlikte savaşlar her dönemden daha çok endüstriyalizmin en kullanışlı aparatı haline geldi. Demir-çelik sanayisi ile sürdürülen savaşlar için dünyadaki enerjinin yarısından fazlasının kullanıldığı biliniyor. Kapitalizm, kâr ve savaş denklemine bağlı olarak çağımızda enerji, endüstriyalizmin vazgeçilmezi haline geldi. Bu nedenle endüstriyalizm en büyük ekolojik tahribat olan savaşlar ve buna hizmet eden silahlar ve demir-çelik üretimi için enerji politikasında doğaya yönelik saldırını daha yıkıcı biçimde sürdürmeye başladı. Doğanın, doğal varlıkların ve kaya gazının bir savaş aracına dönüşmesi ise egemen güçlerin devreye koyduğu yöntemlerin başında geliyor.

 

 

Sömürgeci politikanın adı

Doğada büyük tahribatlara yol açtığı bilindiği halde dünyadaki fosil yakıtlar (petrol, kömür, doğalgaz) bugüne kadar aralıksız olarak çıkarılarak neredeyse tükenme noktasına geldi. Küresel ısınmada geri dönülmez eşiğe ulaşılmasına rağmen fosil yakıtlar kullanılmaya devam ediyor. Dünyada konvansiyonel gazın yarım yüzyıllık ömrü kaldı ve küresel ısınma için öngörülen sınıra daha hızlı ulaşılarak aşıldığı belirtiliyor. Bu gerçeğe rağmen küresel ısınmanın sorumlusu olan egemen güçler bu krizin çözümüne yönelik adım atmak yerine ekolojik yıkım ve rant politikalarında ısrar ediyor. Kaya gazı da doğaya en çok zarar veren rant uygulamaları arasında yer alıyor.

“Shale”, “şeyl”, “kaya” ya da “kayaç” gazı olarak adlandırılan enerji politikaları aynı zamanda sessizce ve derinden işleyen sömürgeci (kolonyalist) politikayı ifade ediyor. Bilinen genel adıyla “kaya gazı” yaklaşık 4-5 bin metre derinlikteki kaya katmanlarının arasına sıkışmış gaz anlamına geliyor. Doğalgaz ve petrol oluştuğu ana kayaçtan sızarak başka kayaçlara geçer ve bu geçişte bir miktar fosil yakıt ana kayacı terk etmeyerek gözenekleri arasına sıkışır. Bu kayaçlara hapsolmuş petrol ve doğalgaz bir fosil yakıt olup dünyada genel olarak “shale gas” adıyla da tanımlanıyor.

Kaya gazı çıkarılması esnasında doğada en çok tahribat yaratan yakıtlar arasında. Doğada yarattığı yıkıma ek olarak kullanılan su miktarıyla doğal su kaynaklarını tükettiği için de telafisi mümkün olmayan zararlara yol açıyor. Türkiye gibi deprem kuşağında olan alanlarda kaya gazı çıkarılması depremi de tetikliyor.

Kaya gazı üretimi ABD’de başladı

Kaya gazı, yüksek basınç uygulanarak hidrolik çatlatma/kırılma(fracking) denilen yöntem ile çıkarılır. Doğalgaz rezervi ile dünya enerji piyasasını Rusya elinde tutmuş, enerji devi olmuşken, ABD bunun gerisinde kaldığı için farklı arayışlara girerek, bunun sonucunda kaya gazı çıkarmaya başladı. Doğalgaz açığını kaya gazı ile kapatmak için bu çalışmalara ağırlık verildi. Dünyada ilk kaya gazı çalışmaları 1800 yıllarda ABD’nin New York kentinde gerçekleşmiş ancak endüstriyel üretime 1970’li yıllarda geçilmiştir. ABD’de kaya gazı üretimi için otuzdan fazla eyalette çalışma yürütülerek, 450 binden fazla kuyudan çıkarılıyor. Rusya, ABD, Çin, Brezilya, Arjantin, İsrail, Cezayir, Kanada, Meksika, Avusturalya ve Güney Afrika başta olmak üzere birçok ülkede kaya gazı çıkarılması hızla artıyor.  Polonya ve İsrail de son yıllarda alternatif enerji olarak kaya gazını kullanmaya başladı. Dünyadaki kaya gazı rezervinin yaklaşık 7795 trilyon m³ olduğu tahmin ediliyor. Fakat üretiminin oldukça yüksek maliyette olması ve doğada büyük yıkımlara yol açması nedeniyle bazı ülkeler tercih etmiyor. Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri rezerv azlığı ve maliyet yüksekliğinden dolayı bu çalışmalara öncülük etmiyor. Hatta Fransa kaya gazının çıkarılmasını kanunla yasaklamış durumda.

Kaya gazının çıkarılması için açılan her kuyuda 1500-4500 metre aralığında yatay sondajlama yapılarak yer altına yüksek basınçlı çatlatma sıvısı pompalanıyor. 600 civarı kimyasal madde ile kum ve sudan oluşan bu sıvı, yüksek basınçla fracking denilen yöntemle enjekte ediliyor. Çatlatma sıvısı oran olarak % 97.5 su, %2.5 ince kum ve kimyasallardan oluşuyor. Her kuyu için yaklaşık iki olimpik havuzu dolduracak kadar oldukça fazla miktarda su harcanıyor. Bu işlemler sonucunda oluşan kırılmalar, çatlaklar ve kılcal damarlar kayaçlar içindeki gazı açığa çıkararak kuyunun ağzına, yukarı doğru taşıyor.

Günümüzde 1,5 milyon kişinin içilebilir sudan mahrum olduğu ve içilebilir su varlıklarının 2050 yılında tükeneceğine yönelik veriler karşısında kaya gazı çıkarılması her yönüyle zararlara yol açan astarı yüzünden pahalı bir uygulama. Diğer yandan yeraltında yapılan kırılmalarla oluşan çatlaklardan sızan kimyasallar yeraltı su akiferlerine karıştığı için de ciddi tehlikeleri barındırıyor. Özellikle Türkiye’de buna karşı tepkilerin gelişmemesi için bu gerçekler kamuoyundan gizlenerek hiçbir bilgilendirme yapılmıyor.

 

 

Türk devletinin savaş stratejisi

AKP iktidarı döneminde, yüksek oranda kaya gazı rezervlerine sahip olan Kürdistan’da bu çalışmalara hız verildi. Türk devletinin sömürgeci politikaları ve savaş stratejisine paralel olarak yürütülen bu politikalar ekolojik kırıma yol açıyor. Özellikle son yıllarda Kürdistan’da yaygınlaştırılmaya çalışılan kaya gazı üretiminin yüksek güvenlik ve gizlilikle yürütülmesi barındırdığı tehlikenin boyutunu da ortaya koyuyor. Bugüne kadar Türkiye parlamentosunda kaya gazı ile ilgili verilen soru önergelerine hiçbir cevap verilmemiş ve kamuya yönelik hiçbir bilgilendirme yapılmamış olması da savaş strateji biçiminde yürütülen bu kırımın gizlenmek istendiğini gösteriyor.

Türkiye’de Trakya ve Dicle Vadisi havzasında olmak üzere iki bölgede yaklaşık 65 milyon m³ kaya gazı rezervinin tespit edildiği açıklandı. Dönemin enerji bakanının müjde olarak sunduğu bu rezerv için Dicle Vadisi havzasında ulusal ve küresel ortaklar (TPAO ve Shell) işbirliği ile 2000’den fazla kuyunun açılması planlanıyor.

 

Doğa katliamına yol açıyor

Kaya gazı, çıkarılması esnasında doğada en çok tahribat yaratan yakıtlar arasında. Doğada yarattığı yıkıma ek olarak kullanılan su miktarıyla doğal su kaynaklarını tükettiği için de telafisi mümkün olmayan zararlara yol açıyor. Bununla birlikte Türkiye gibi deprem kuşağında olan alanlarda kaya gazı çıkarılması tektonik plakalardaki kırılmalarda +1 şiddetinde depremlere neden oluyor. Kaya gazı çalışmalarının devam etmesi  zamanla Dicle Vadisi havzasında depremleri tetikleyerek, sayıları ve şiddetlerinde artışlara yol açacaktır. Yine oluşan bu çatlaklardan yeryüzüne sızan gaz nedeniyle bitki ve canlılar yaşayamayacak hale gelecek, tarımsal araziler çoraklaşacak, bu alanlarda yüzlerce yıl hiçbir canlı yaşayamayacaktır. Ortaya çıkan ekolojik yıkım nedeniyle orada yaşayan insanlar topraklarından göç etmek zorunda kalarak kapitalizme ucuz işçi olmaya mecbur bırakılacaktır. Ayrıca bu enerji politikaları sonucunda fosil yakıta olan bağımlılık devam edecek ve sera gazı salınımı artacaktır. Tabii ki, kaya gazı çalışmalarını büyük gizlilikle yürüten Türk devlet yetkilileri, Dicle Vadisi’nde bunun çıkarılması esnasında ortaya çıkan tehlikeler ve ekolojik yıkımla ilgili herhangi bir araştırma ya da girişimin yapılmasını da izin vermiyor. Bu engellere rağmen dünyada yaşanan örneklerinden karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi görebiliriz.

Kaya/kayaç/şeyl/shale gazı ya da adı her ne olursa olsun bu tür bir fosil yakıtın çıkarılması ekolojik kırım suçudur. Çıkarılan alan olan Dicle Vadisi havzası suç mahalli, çıkaran ve çıkarılması için karar veren, kabul çalışmaları yapan, rantçı çevreler/merkezi iktidar ve egemen sistem, ekolojik kırım suçunun failidir.

Yaşamı tehdit ediyor

Kaya gazının ilk çıkarıldığı yer olan ABD, tehlikeler konusunda bize oldukça somut veriler sunuyor. ABD’de kaya gazı çıkarılan alanlarda yüzeysel çevre kirliliği, yüzey sularının çekilmesi, atıklarla oluşan kirlilik, kırılmalarla açığa çıkan gazların havaya karışması ile oluşan kirlilikler, içme sularında kirlilik, sağlığa dair kanser riski, musluklardan metan gazı akması, hayvanlarda ölü doğum ile düşük olaylarına çokça rastlanıyor. ABD Massachusetts Institute of Technology (MIT) tarafından 2011 yılında yayımlanan raporun tavsiyeler kısmında bu konudaki riskin büyük olduğu ve sadece birkaç kuyudaki hatalı işlemlerin dahi ciddi çevre sorunlarına yol açabileceği vurgulanarak, buna dikkat edilmesi gerektiği belirtiliyor. Kaya gazı üretiminde her ülke farklı bölgesel jeolojik karakteristik özelliklere ve özgün kayaç tabakasına sahip olduğu için su konusunda da farklı sorunlar yaşanabiliyor. Fakat kaya gazının çıkarıldığı her yerde su varlıklarının tüketilmesi ve üst düzeydeki doğa tahribatı temel ve ortak bir sonuç olarak karşımızda duruyor.

Kaya gazı çalışmalarının neden olduğu ekolojik kırım, egemen güçlerin enerji ve su konusundaki politikalarının daha detaylı analizini gerekli kılıyor. Türk devletinin sulama barajı adı altında inşa ettiği barajlar Kürdistan toprağı ve Kürt halkını susuz bırakıp, göçe zorluyor. Silvan, Batman ve Kürdistan’da “güvenlik barajı” adıyla inşa edilen onlarca barajın asıl amacı tarımı geliştirmek ya da halka hizmet değil, tam aksine yaşam olanaklarını yok ederek kapitalist modernist sistemi inşa etmektir. Bu nedenle özellikle göçlerle megapolleşen kentlerin, devasa nüfuslu alanların önüne geçmek için kır ve köy yaşamının korunması önem taşıyor. Canlı yaşam için temel hak olan suyun barajlara hapsedilmesi ve kimyasallarla içilemez hale getirilmesi aynı zamanda tüm canlıların yaşam hakkına müdahaledir.

 

Kapitalizm için “sürdürülebilirlik”

Günümüzde daha da somutlaşan bu yıkıcı uygulamalar “sürdürülebilirlik” adı altında meşrulaştırılarak bununla esas olarak doğaya ve insana yönelik sömürünün sürdürülmesi amaçlanıyor. Kapitalizm kendi sömürüsünü derinleştirmek amacıyla alternatif enerji politikasını geliştiriyor. Bu nedenle çıkarı ve karı esas alan bir sistem olan kapitalist modernitenin ekolojik sorunlar ve küresel ısınma konusunda kaygılar taşıdığını düşünmek gerçekçi olmayacaktır. Kendi eliyle kurduğu sivil toplum kuruluşları da elbette bu sisteme hizmet edip ayakta tutmayı esas aldığı için yeşil enerji ve doğaya sahip çıktığını söyleyip aldatmacalara başvurarak sürdürülebilirliği savunurlar. Oysa ki bu konuda adım atmaktan, çözümden ziyade “Ne için”, “Kim için” sorularının cevaplarındaki öznenin etrafında dolaşırlar. Çevreyi, doğayı merkeze alarak karmaşaya devam edenler “antroposen” (insan) çağı, kolonyalizm gibi söylemlerle her gün yeni argümanlar buluyor ve bu sistemin değirmenine su taşıyorlar. Sömürünün toplumsal kabulü kolay olsun, kavram kargaşası artsın diye Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine bağlayan akademik çevrelerden tutalım Malthus’un nüfus politikalarının çözüm olacağına dair yaklaşımlara kadar nice söylem ve teori ile bu karmaşa daha da körükleniyor. Bu çabalar ısrarla sorun olarak insanı tanımlayıp, insana atfen söylenmiş olmasına rağmen bu suça ortaklık etmek dışında bir anlam taşımıyor.

 

 

Ekolojik kırım suçu işleniyor

Diğer bir tehlike de insanı merkeze alan yaklaşımın sorunun üstünü örtmek adına söylem ve yaklaşımlar üretmeye devam etmesidir. Doğal varlıkları “kıt kaynak ve sonsuz ihtiyaçlar” olarak tanımlar ve “insanların ihtiyacı var, sermayenin sömürü politikalarının herhangi bir suçu yok” noktasına taşımaya çalışırlar. Yaşanan kırımlar bu kadar açık ve anlaşılırken süslemek ya da gizem katmak hatta bu sorunu gündemden uzaklaştırmak adına egemenin diline, politikalarına alet olmak da sömürgeci(kolonyalist)lerin kırım suçlarından biri olacaktır.

Egemen sistemin yerellerdeki uygulayıcısı olan merkezi iktidarların kaya gazına dair gizemi ve sessizliğinin nedeni, işlenen kırım suçlarını örtmektir. Bu yok sayma hali sorunu gündemden düşürse de yaşanacak olayların vahametini değiştirmeyecektir. Bu yok sayma ve bu yok saymaya alet olma ise yaşanacak ekolojik kırım suçunu ve failini aklamaktır.

Bu nedenle ekolojik kırımı ve sömürgeciliği derinleştiren bu politikalara karşı yerelden, yerinden alınan kararları uygulayabilen komün ve kooperatiflerce üretilen enerjinin yenilenebilir olduğu bilinciyle yenilenebilir enerji kullanımının önü açılmalı ve enerjide ekolojik yaklaşım öğretileri geliştirilmelidir.

Geçen bu sürede verilere dair istatistik değerler değişim gösterse de tehlike ve tahribatların boyutları gerçekliğini koruyor. Kaya gazının çıkarılması yerelden küresele bir kırımdır ve karşı mücadelesi de evrenseldir. Kaya gazı ile ekolojik kırım suçu işlenmeye devam ediyor. İnsanı ölçek ve anlak seviyemiz genellikle görünür gündem olan kırımlara karşı daha duyarlı olmamıza neden oluyor. Duymasak, görmesek de çok önemli bir problem olarak karşımızda duruyor. Bu nedenle yaşam alanlarımızı korumak adına defalarca konuyu dile getirmek ve mücadele etmek zorundayız.

Tekçi ulus devlet, endüstriyalizm ve aşırı kar bütüncül bir plan dahilinde ekolojik ve toplumsal kırımları derinleştiriyor. Bu nedenle şu hususu bir kez daha vurgulayalım: Kaya/kayaç/şeyl/shale gazı ya da adı her ne olursa olsun bu tür bir fosil yakıtın çıkarılması ekolojik kırım suçudur. Çıkarılan alan olan Dicle Vadisi havzası suç mahalli, çıkaran ve çıkarılması için karar veren, kabul çalışmaları yapan, rantçı çevreler/merkezi iktidar ve egemen sistem, ekolojik kırım suçunun failidir.

 

Yayın Tarihi: 10/04/2025