PolitikART
Kültür-Sanat

Bir daha asla

Sayı: 322
Roza Alkan
Cuntadan iktidarı devralan Raul Alfonsin hükümeti, dokuz üst düzey komutanı insanlığa karşı işlediği suçlardan dolayı yargılama emri verir. Aralarında ülkeyi yönetmiş diktatör Jorge Videla’nın yanı sıra Masera ve Viola gibi üst düzey komutanlar da vardır. Bahsedeceğim Argentina 1985 isimli 2022 yapımı film de bu yargılamayı anlatır.

Galeano,  Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri isimli kitabında bir Arjantinlinin şöyle dediğini aktarır: “Biz Arjantinliler korkutulmuşlar, hapsedilmişler, gömülmüşler olarak ayrılırız.”  Bir de kaybedilmişler var ki oranları hepsinden daha büyük ve Arjantin denilince ilk akla gelenlerdir. Bahsedilen bu olayların önemli bir bölümü 1976 ile 1983 yılları arasındaki cunta döneminde yaşandı. ABD’nin o meşhur parmağıyla yönetimi ele geçiren cunta, İngiltere’nin Falkland Savaşı’nı kazanmasıyla yerini sivil Alfonsin hükümetine bırakmak zorunda kaldı. İngilizlerin bu kuş uçmaz, kervan geçmez, insan yaşamaz kayalıklarda ne işi vardı sorusu elbette anlamsız olur, çünkü Ortadoğu, Afrika, Yeni Zelanda, Avustralya, Hindistan ve dünyanın daha pek çok yerinde olan işinden farklı değildi buradaki işi de.

Arjantinlilerin Malvinas dedikleri (ki Malvinas Fransızca kökenli bir kelimedir. İngilizce’den önce belli ki Fransızca geçmiş bu topraklardan.) bu savaş, cuntanın “milli egemenliği tam olarak sağlama” isteğinden doğmuştur. Gariptir, cuntanın bu isteğine üzerinden her fırsatta silindir gibi geçtiği sol da destek verir. “Milli egemenlik” adı altında sağın, solun, aşağının, yukarının nasıl da birlik olduğunu uzak gözlüğümüz olmadan da gördük. Görüyoruz ve muhtemelen görmeye devam edeceğiz.

Cuntadan iktidarı devralan Raul Alfonsin hükümeti, dokuz üst düzey komutanı insanlığa karşı işlediği suçlardan dolayı yargılama emri verir. Aralarında ülkeyi yönetmiş diktatör Jorge Videla’nın yanı sıra Masera ve Viola gibi üst düzey komutanlar da vardır. Bahsedeceğim Argentina 1985 isimli 2022 yapımı film de bu yargılamayı anlatır. Uluslararası En İyi Film dalında Oscar adayıydı. Filmin yönetmeni Santiago Mitre. Gözünü Hollywood’a dikmiş bir filmin elbette eksiği olacak ama aktardığı meseleler de hafife alınacak şeyler değil.

Film politik bir yargılama davası. Duruşma, Nürnberg’den sonraki en önemli politik duruşma diye geçiyor. Sadece altı ay süren davanın delil toplama, yargılama süreci anlatılıyor. Böyle önemli bir davanın altı ay sürmesi Alfonsin hükümetinin askerin nefesini hala ensesinde hissettiğini ve katilleri yargılama konusunda çok da kararlı olmadığını gösteriyor. 30 bin kayıp, bebek hırsızlığı, işkence, tecavüz gibi korkunç suçların faillerini bulmak, yargılamak için altı ay kısa bir süre zira.

Aradan yedi ay geçmesine rağmen askeri mahkemedeki dava bir türlü ilerlemeyince sivil yargıya devredilmiş ve dava açma sorumluluğu da savcı Strassera’ya verilmiştir. Filmin açılış sekansında savcı Strassera (Ricardo Darin)  ile karşılaşıyoruz. Çevresine karşı oldukça tedirgin ve kuşkucudur. O kadar kuşkucudur ki 10-11 yaşlarındaki oğlu Javier’in ablasını ve sevgilisini takip etmesine sessizce göz yumar hatta bunu teşvik eder, çünkü baba oğul, kızın sevgilisinin Strassera’ya ulaşmaya çalışan bir köstebek olduğundan şüphelenirler. Javier, film boyunca boyuna, yaşına bakmadan çok tehlikeli ortamlara girip dava için delil toplamaya çalışır. Yaşının küçüklüğüne rağmen ülkesinin gerçeğinden bu kadar haberdar olması çok acıklı aslında. Bir çocuğun bu yaştaki farkındalığı dünyanın küçük bir bölümü için inandırıcı olmasa da geri kalanı için oldukça normal bir durumdur.

Savcı Strassera dava içi yardım istediği hiçbir meslektaşından ve arkadaşından destek bulamaz. En sonunda yardımına hiçbir davaya girmemiş genç ve tecrübesiz avukat Luis Moreno Osampo (Peter Lanzani) koşar. Osampo’nun amcası üst düzey bir komutan, annesi ise Diktatör Videla’nın kilise arkadaşıdır. Bu durum zaten çok kuşkucu olan Strassera’yı iyice kuşkulandırsa da Osampo onu ikna etmeyi başarır. Yeni mezun genç avukatlardan, işsiz gençlerden bir ekip kurarlar. Böylelikle ülkenin en güçlü avukatları tarafından savunulan karşı tarafın alayına da maruz kalırlar. Bu durum Strassera’yı rahatsız etmez, çünkü bir nevi Truva atı görevi görür ekibi. Vakit kaybetmeden önlerine Arjantin haritasını koyar ve kayıpların, tecavüzlerin, katliamların yaşandığı yerleri işaretleyip delil toplamak için ülkenin dört bir tarafına dağılırlar. İşleri kolay değil ama. Kimse korkudan konuşmak istemez. Herkesin bildiği şeyi kanıtlamaya çalışmanın ne kadar zor olduğu kısa sürede anlaşılır. İkna etmeyi başaramadıkları tanıklardan biri şöyle der:

“İşkencecilerden biri belediye başkanı için çalışıyor, daha fazla şoka dayanabilir miyim diye beni kontrol eden doktor hastanenin başhekimi. Onların arasında yaşamak zorundayım.”

Hem ekip hem de konuşmaya ikna ettikleri tanıklar sürekli tehdit edilir, buna rağmen geri adım atmazlar, özellikle de araştırmalarını ESMA üzerinde yoğunlaştırırlar. ESMA, askeri diktatörlük boyunca gizli bir gözaltı, işkence ve zorla kaybetme merkezi olarak kullanılıyordu. 30 bin kişi zorla kaybedildi burada, 5 bin kişi bu merkezde sorgulandı, ağır işkencelere maruz kaldı, birçoğu “ölüm uçuşları” denilen yöntemle helikopterden okyanusa atıldı. Ve daha birçok korkunç olayın yaşandığı bir merkez.

Galeano, yukarıda bahsettiğim kitabında kayıplarla ilgili şunu diyordu:

“Ortadan kaldırmaların genel amacı: Ne salıverilmesi istenecek tutuklular ne de ölüsünün başında beklenecek şehitler olacak. Toprak insanları yutuyor ve hükümet ellerini temizliyor: Ortada ne kanıtlayacak bir suç ne de verilecek bir hesap kalıyor. Her ölü defalarca ölüyor ve en sonunda insanın ruhunda bir korku ve belirsizlik sisi kalkıyor.”

Bu kayıpların doğurduğu ve filmde üzerinde yeterince durulmadığını düşündüğüm en büyük direniş hareketi Plaza de Mayo Anneleridir. Cuntanın kaybettiği 30 bin evladını bulmak için başkanlık binasının karşısındaki meydanda, başlarında çocuklarının bebeklik bezlerini temsil eden beyaz eşarplarıyla her perşembe oturma eylemi yapan anneler.

Filmde, ilk duruşmada eşarpları çıkartılır annelerin, çünkü politik simgelere izin yoktur güya. Onlar eşarplarını çıkartırken dokuz sanık meydan okurcasına ve yüzlerinde alaycı bir ifadeyle duruşma salonuna girer. Kendilerine dokunulmayacağına o kadar emindirler ki. Duruşmalar ilerledikçe küstah tavırları azalır, omuzları çöker, yüzlerine korku yerleşir; Filmin en keyif aldığım anlarıydı. 90 yaşında, sımsıcak yatağında ölen yerli cuntacıların da akıbeti böyle olsaydı keşke. Böyle yılgın, yenik hissetmezdik belki.

Stressera ve ekibi boyun eğmeden devam ettikçe hükümet de panikler. Bu kararlılığı beklemiyordur. Ulusal Güvenlik Bakanı Antonio Troccoli müdahale eder ve daha fazla ilerlemelerine engel olmak ister. Ceza taleplerinde dikkatli olmalarını bekler. Yargı “doğru” davranmazsa demokrasi için kötü olurmuş. Özellikle de Hava Kuvvetlerinin temize çıkması gerektiğini belirtir. Binlerce kişiyi helikopterden okyanusa atmamışlar gibi...

Cuntacıların yargılanması (22/05/1985). Askeri Cunta üyeleri mahkeme salonuna girerken.

Yönetmen duruşma boyunca tansiyonu en üst seviyede tutmayı başarmış. Dozunda bir mizah ve yüksek bir gerilimi bir arada vermiş. Tanıkları dinlerken benzer süreçlerden geçtiğimizi, benzer acılar yaşadığımızı bir kez daha dehşetle fark ediyoruz. Aynı diktatör ruh tüm dezavantajlı halkların üzerinden geçmiş sanki. Tecavüz mağduru 6,5 aylık hamile bir kadının tanıklığı özellikle dehşet vericiydi. İzlerken sık sık filmi durdurmak zorunda kaldım. Bu durumu dünyanın birçok yerinde yaşamak zorunda kalan kadınların ne hissettiğini düşünmek bile istemiyorum. Tanıkların ifadesi televizyonda da yayınlanır ve o güne kadar askere toz kondurmayan kişiler bile –misal, Osampo’nun annesi- dehşet içerisinde kalır.

Toplanan 16 klasör, 4000 bin sayfa, incelenen 709 vak’a, dinlenen 800 tanıktan sonra duruşma karara bağlanır:

Diktatör Videla müebbet,

Masera müebbet,

Viola 17 yıl

Karar açıklanır açıklanmaz Plaza de Mayo Anneleri çıkarmak zorunda oldukları eşarplarını tekrar takarlar. Sonuna kadar gitmeye kararlıyız, demektir bu.

Savcı Strassera mahkemenin kapanışında faillerin, tanıkların, işkence ve tecavüz mağdurlarının, Plaza de Mayo Annelerinin, Javier’in karşısında yaptığı muhteşem konuşmayı şöyle bitirir:

“Bu iddianameyi kapatırken bana ait olmayan bir ifade kullanmak istiyorum, çünkü bu ifade tüm Arjantin halkına aittir sayın yargıçlar: Nunca Mas (Bir daha asla). Bu slogan hafıza, hakikat ve adalet kavramlarının gerçek anlamını yansıtır.”

Konuşmanın sonunda sadece mahkeme salonundakiler değil, izleyenler de göz yaşlarına hâkim olamamıştır zannımca.

Filmin jeneriğinde “Arjantin 1983’ten itibaren demokrasiyle yönetiliyor,” cümlesi akıyor. 1930’dan, 1983’e kadar sayısız darbeler yaşayan bir ülke için oldukça iyimser bir cümle. Kayıpların çoğunun akıbetine ulaşılmazken, faillerin çoğu bulunamazken üstelik. Ve üstelik Arjantin’in son seçimleri…

Baskının devam etmesi direnişin artık olmadığı anlamına gelmez. Plaza de Mayo anneleri vazgeçmiş değil henüz. Ne onlar ne Cumartesi Anneleri.

Galeanon’un Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nda söylediği gibi:

“Yağma ve talanın olduğu yerde elbette direniş de var; Latin Amerika tarihi aynı zamanda Tupac Amaru’dan, Hidalgo ve Morales’a, Simon Bolivar’dan Jose Artigas’a, Zapata’dan Castro ve Che Guevera’ya kadar bugünümüze de ilham veren birçok ismin öncülüğünde gelişmiş bir ayaklanmalar tarihidir.”

Yayın Tarihi: 24/11/2023