PolitikART
Toplum-Politika

Ateşi paylaşmanın açık formülü: Demokratik yerel yönetimler

PolitikART Özel
Saliha Aydeniz
Demokratik yerel yönetimler toplumsal ve ekolojik krizlere karşı güçlü bir alternatif sunar. İnsanları tüketim odaklı değil, dayanışma ve paylaşım odaklı bir yaşama yönlendirebilir. Yerel düzeyde başlayan bu dönüşüm, daha geniş toplumsal değişimlerin de kapısını aralayabilir.

 

İnsan türü, toplumsal yaşam adına tarih boyunca önemli pratikler ortaya koydu ve belli dönemlerde doğayla bütünlük yakaladı. Bu bütünlük, doğayı sadece hayatta kalmak için bir kaynak olarak görmekle sınırlı değildi. Aynı zamanda doğa, kutsal ve ruhani bir varlık olarak da kabul edildi ve bu dönem tarihe “Animist Dönem” olarak geçti. Bu dönemden sonra Mezopotamya’dan Eski Mısır’a, Hint Uygarlığından Yunan Uygarlığına, Çin’e kadar tarım festivallerinden dini festivallere, matematikten astronomiye her gelişmenin temelinde doğa gözlemleri vardı. Bu gözlemler, kültürün devamlılığında ve insanlığın gelişiminde birincil kaynaktı.

Doğa ve insan arasındaki bu “vefa ilişkisi” ve bütünlük, devletin oluşumuyla ve ulus devletlerin “devletsiz insan olmaz” kandırmacasıyla yavaş yavaş ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Animist dönemde insanlar doğayla uyum içinde yaşarken, Neolitik dönemde doğaya hükmetmeye ve onu kontrol etmeye başladılar. Bu dönüşüm, insanlığın doğal çevreye yaklaşımında köklü değişikliklere yol açtı. Doğanın bir parçası olarak kabul edilen insan, zamanla doğayı değiştiren ve ona hükmeden bir varlık haline geldi ve doğayı bir tüketim nesnesi olarak görmeye başladı.

Bugün ulus devletlerin hegemonyası hala sürüyor, Kapitalist Modernite’nin insana dayattığı tüketim çılgınlığının en korkunç zamanlarına tanıklık ediyoruz. İnsan ilişkilerinden doğayla ilişkiye, her konuda yarını düşünmeyen, bireyci ve bencil bir anlayışla karşı karşıyayız.

Neolitik dönem itibariyle doğayı kontrol altına alan erkeklik, kadını da ikincil olarak konumlandırmanın temellerini attı. Özellikle mülkiyetin ve toplumsal hiyerarşinin gelişmesiyle birlikte, ilk medeniyetlerle erkek egemen yapılar daha da güçlendi. Ortaçağda ise özellikle cadı avları ile kadınların “erkeklere ait alanlardan” tamamen çekilerek eve kapanması sağlandı. Sonraki dönemlerde kadına “duygusal akıl” biçildi, analitik düşünme yetisinin erkeğe has olduğu iddia edildi.

Sanayi devrimi sonrası artık kemikleşen kapitalist sistemle beraber kadın ve toplum, çok daha büyük bir sömürü ile yüz yüze kaldı. Ulus devletlere uzanan süreç, toplumun kapitalist düzlemde yeniden şekillenmesi, doğanın ve kadının ise sömürülen konuma getirilmesi ile devam etti. Bugün ulus devletlerin hegemonyası hala sürüyor, Kapitalist Modernite’nin insana dayattığı tüketim çılgınlığının en korkunç zamanlarına tanıklık ediyoruz. İnsan ilişkilerinden doğayla ilişkiye, her konuda yarını düşünmeyen, bireyci ve bencil bir anlayışla karşı karşıyayız.

Kürt toplumu olarak bizler, tarihin omuzlarına en çok sorumluluk yüklediği kesim olabiliriz. Bir radikal demokrasi yolundayız. Radikal demokrasi ile sadece siyasi arenada değil, toplumun her alanında katılımcı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir demokrasi amaçlıyoruz.

Ulus devlet tarihi boyunca bu çürümenin aşılmaya çalışıldığının iddia edildiği birçok değişim yaşandı. Rejimler değişti, sistemler değişti, kişiler değişti; ancak bugün sorunun çözümünün tepedeki bir yöneticide olmadığını görüyoruz. Çözüm, toplumdan başlar. Çözüm, toplumun bölündüğü en küçük birim olan kişiden başlar, sokağa yayılır, günün sonunda dünyaya yayılmasının yolu açılır.

Kürt toplumu olarak bizler, tarihin omuzlarına en çok sorumluluk yüklediği kesim olabiliriz. Bir radikal demokrasi yolundayız. Radikal demokrasi ile sadece siyasi arenada değil, toplumun her alanında katılımcı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir demokrasi amaçlıyoruz. Sadece seçimlerde halkın iradesini göstermesinden ve sandık meşruiyetinden bahsetmiyoruz, aynı zamanda günlük yaşamın her alanında insanların aktif katılımını teşvik etmek üzerine kurulu bir demokrasiyi amaçlıyoruz. Radikal demokrasi, bireylerin ve toplumun ihtiyaçlarını ön planda tutarak, toplumsal adaletin ve özgürlüğün sağlanmasını hedefliyor. Bizim ihtiyacımız olan tam da budur.

Bireyden mahalleye kadın özgürlükçü ekolojik paradigmamızla bir dönüşüm işte tam da bu sebeplerle çok önemli. İlerleme her zaman bir “ilerleme” değildir, tarih boyunca yapılmış yanlışlar doğayı ve insanı yok edecek düzeye vardı, kapitalist sistem insanın ruhunu öldürüyor. Öğrendiğimiz en önemli şeylerden biri hazinelerin kaybedildikleri yerde aranması gerektiğidir. Dünyayı değiştirmek, bütün canlılar için yaşanılır kılmak bizim en büyük hedefimizdir. Bu yüzden öz gücümüze dönmenin yolu radikal demokrasiden geçiyor. Rojava’da hayal olmaktan çıkıp ete kemiğe bürünen amaçlarımız için durmaksızın çalışmak gibi bir sorumluluğumuz var.

Öğrendiğimiz en önemli şeylerden biri hazinelerin kaybedildikleri yerde aranması gerektiğidir. Dünyayı değiştirmek, bütün canlılar için yaşanılır kılmak bizim en büyük hedefimizdir. Bu yüzden öz gücümüze dönmenin yolu radikal demokrasiden geçiyor.

Yakın zamanda 78 belediye kazandık. İlk aşamayı tamamlayıp kayyumları ait oldukları yere, tarihin çöplüğüne yolladık. Şimdi kaldığımız yerden devam etme, başladığımız işi bitirme vaktidir. Eşbaşkanlık ve eşit temsiliyeti güçlendirme, kadın özgürlükçü ekolojik paradigmamızı yaşama uygulamak adına belediyeler tek seçeneğimiz olmasa da bize önemli bir alan sunuyor.

Demokratik yerel yönetimlerin ne kadar önemli olduğunu anlamak zorundayız. Yerel yönetimlerin demokratikleşmesi, halkın karar alma süreçlerine doğrudan katılımı, toplumsal sorunlara daha etkin ve hızlı çözümler demek. Toplumun farklı kesimlerinin temsil edilmesi, yerel yönetimlerin şeffaf ve hesap verebilir olmasını sağlar. Böylece, yerel halkların ihtiyaçlarına ve taleplerine uygun politikalar geliştirilir; uygulanırken ayrımcılığın ve kayırmanın önü tamamen kapatılır.

Elbette her coğrafyanın uyguladığı demokratik yerel yönetim modeli birebir aynı değildir. Bizler halk meclisleri, mahalle komiteleri ve benzeri yapılar aracılığıyla halkları karar alma süreçlerine doğrudan katma yolunu izliyoruz. Bu, temsili demokrasinin ötesine geçerek doğrudan demokrasiyi güçlendirir. Ayrıca halk meclisleri halklar için sadece belediyenin karar süreçlerine dahil oldukları yapılar olmaktan çıkar zamanla. Yapılandığı yerin kültürüne göre halkın ya da halkların etkileşimi, sosyalleşmesi arttıkça bağı da artar, dayanışmanın güçlenmesiyle kolektif nitelikli üretimin ve güçlü toplumsallaşmanın yolu açılır. Yerel yönetimlerin ekonomi politikaları, toplumsal dayanışmayı ve çevresel sürdürülebilirliği önceleyen bir anlayışla şekillendirilmelidir.

Son 8 yılda yaşanan kayyum gaspı, demokratik yerel yönetimlerin pratiklerinin hayata geçirilmesini ciddi anlamda engelledi. Belediyelerin yönetildiği birkaç ayda uygulanan pratiklerimiz de tahrip edildi ve Kurdistan, kayyumlar eliyle koca ve sessiz bir mezarlığa dönüştürülmek istendi. Bugün başta direnişin sokakta olduğunu tüm gücüyle gösteren Wan olmak üzere belediyeyi aldığımız her şehirde, ilçede, beldede ölü toprağının kalktığını gözlemlemek mümkün.

Sokaklarında hayvanların özgürce ve güvende yaşayamadığı bir Kurdistan, çocukların öğrendiği şefkat ve sevginin eksik kalacağı bir coğrafyadan öteye gidemeyecektir. Bu da ekolojik paradigmamızla ayrı düşecektir.

Bugün özellikle madenler, barajlar vb. projelerle talan edilen Kurdistan coğrafyasında ekolojik dengeyi korumak için yapılacak projeler çok önemli. Yerli tarımın desteklenmesi, şehir planlamasında yeşil alanların artırılması, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı gibi adımlar, doğayla uyumlu bir yaşamı mümkün kılacaktır. Ayrıca canlı popülasyonunun kontrolünün “itlafa” dayandığı bir iktidarda, sokak hayvanları için geliştirilecek kısırlaştırma ve sahiplendirme politikaları, çok gerekli olduğu durumda iyi koşullara sahip barınaklar, ortak yaşamın olmazsa olmazıdır. Sokaklarında hayvanların özgürce ve güvende yaşayamadığı bir Kurdistan, çocukların öğrendiği şefkat ve sevginin eksik kalacağı bir coğrafyadan öteye gidemeyecektir. Bu da ekolojik paradigmamızla ayrı düşecektir.

Ayrıca toplumsal dayanışma ve kolektif üretim modelleri de demokratik yerel yönetimlerin öncelikli pratiği olmalıdır. Kooperatifler ve topluluk temelli projeler, yerel ekonomiyi güçlendirirken aynı zamanda sosyal adaleti sağlar. Bu tür yapılar da kapitalist bireyciliğin karşısında durarak, ortaklaşa yaşamı ve dayanışmayı teşvik eder.

 

Somut olarak ne yapılmalıdır?
·      Her mahallede, her köyde halk meclisleri oluşturularak, halkların yerel yönetimlerde doğrudan söz sahibi olmaları sağlanmalıdır.
·      Belediyelerin bütçelerini ve harcamalarını halka açık hale getirerek, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı benimsenmelidir.
·      Yerli tarım projelerini destekleyerek, sürdürülebilir tarım uygulamaları teşvik edilmelidir.
·      Şehir planlamasında yeşil alanları artırarak, doğayla uyumlu yaşam alanları yaratılmalıdır.
·      Sokak hayvanlarına yaşam alanı ve koşulları sağlanmalıdır.
·      Yerel kooperatifler ve topluluk temelli projelerle, yerel ekonomi güçlendirilmeli ve sosyal adalet sağlanmalıdır.
·      Özellikle depremden sonra güçlendirilmesi gereken şehirlerde yapı güçlendirme ve toplum için afet eğitimleri hayati önem taşımaktadır.
·      Kadınların sosyal yaşama ve istihdama katılımı adına, belediyelerimizin daha önce yaşama geçirdiği projelerin yanı sıra bugünün ihtiyaçlarına uygun yeni projeler oluşturulmalıdır.

 

Sonuç olarak, demokratik yerel yönetimler toplumsal ve ekolojik krizlere karşı güçlü bir alternatif sunar. İnsanları tüketim odaklı değil, dayanışma ve paylaşım odaklı bir yaşama yönlendirebilir. Yerel düzeyde başlayan bu dönüşüm, daha geniş toplumsal değişimlerin de kapısını aralayabilir.

Demokratik yerel yönetimleri güçlendirmek ve yaygınlaştırmak hem bugünün hem de yarının dünyası için atılması gereken en önemli adımlardan biridir. Demokratik Modernite’nin en küçük prototiplerinden biri olan bu sistemin güçlendirilmesi, halkların ortak yaşamının güçlendirilmesinin önemli adımlarından biridir. Daha adil, daha şeffaf ve daha demokratik bir yerel yönetim anlayışı için önümüzde uzun bir yol var. Kayyumların irade gaspına rağmen halkın direnişi ve mücadelesi sayesinde yine buradayız. Bu, halkın demokrasiye olan inancının ve dayanışmasının bir sonucudur. Demokratik, şeffaf ve katılımcı yerel yönetim anlayışını hep beraber daha da ileri taşımak adına hepimize düşen sorumluluklar var. Halkın iradesiyle şekillenen, doğayla uyumlu, kadın özgürlükçü, eşitlikçi ve adil bir yönetim modeli oluşturacağız.

Yayın Tarihi: 25/05/2024