Yapay zeka veri işleme ve sorun çözme anlamında insanları çoktan geride bıraktı. Makinelerin istatistiksel analitik zekası henüz ilke üreten, anlam bulan, bir veriye tam olarak dayanmadan seçimler yapan, seven bir akıldan yoksun.

Algoritma, temel tanım olarak, başlangıç verilerini alıp, katmanlardan geçirerek sonlu adımlara ulaştıran bir tariftir. Basitçe tanımlamak gerekirse bir yemek tarifinin kendisi algoritmadır. Yapılmak istenen yemek “girdi”, yemeğin kendisi ise çıktıdır.
Günümüzde insanlarla ve dünyamızla yazısal, işitsel ya da görsel etkileşime girebilen yapay zekalar “yapay sinir ağları” adı verilen matematiksel modeller üzerine kuruludur. Bu sinir ağlarında katmanlar bulunur ve bu katmanların her biri girdileri alır istatiksel işlemlerle sonuçları bir diğer katmana gönderilir.
Basit bir cümle kurduğunuzda dahi yapay zeka milyarlarca cümle içeren devasa bir metin arşivine bakar. Ağın tahmin ettiği kelimeler gerçek metinle karşılaştırılır, Yüzbinlerce kez tekrarlanan bu işlemin ardından yapay zeka hangi bağlamdan sonra hangi kelimenin yüksek olasılıkla geleceğini tahmin eder ve istatiksel olarak öğrenir.
Yapay zeka kelimelerin anlamını içsel olarak bilmez, istatistiksel ilişkilere göre en uygun kelimeyi seçer. Her konuşmada elde ettiği verileri token olarak tutar ve tutarlı olarak diyalog sırasında izlediği yolları korur. Bu tutarlılık yapay zekanın “anlam” derinliğine sahip olduğu izlenimi uyandırır.
Zeka mı akıl mı?
Zeka ve akıl yaygın olarak eş anlamlı olarak kullanılsa da aralarında analitik katmanlardan kaynaklı ciddi farklılıklar vardır. Zeka problem çözme hızımızı ölçer ve bir anlamda mekaniktir. Yapay zeka bu anlamda “zeki” olma özelliğini taşır.
Akıl ise Alman filozof Immanuel Kant’ın deyişiyle “deneyim verilerini bütünleyen en yüksek yeti”dir. Yani yasalar koyan, ilke türeten, kendine ödev veren bir öznelliğe sahip en yüksek yetenektir. Kant “Saf Aklın Eleştirisi” adlı eserinde bunu ayrıntılı bir şekilde ortaya koyar. Kant’a göre akıl doğrudan deneyimlerle elde edilemeyen “koşulsuz” ilkeler koyar. İnsan nedensellik ve anlam arzusunu taşıyan bir varlıktır.
Sadeleştirmek gerekirse zeka, araçsal ustalık; akıl ise normatif ufuktur.
Yapay zeka modelleri ise anlam barındıran, anlam oluşturan sentetik verilere mahkumdur. Yani duyusal bir veri kümesi olmadan kendi kendine hiçbir çıktı ortaya koyamaz. Bilgisayar programcıları bir yapay zekaya aklın ödev koyucu yetisini simüle etseler bile onu bir zorunluluk, varoluşun gerekliliği şeklinde temellendiremez.
İnsanın karşı karşıya kaldığı, kimi yenilenen kimi ezelden beri var olan koşullara karşı anlam temelli geliştirdiği bilinç bir yapay zekaya ancak dışarıdan eklenebilir. Misal bir yapay zekaya “hayatta kal” telosu yüklenebilir ancak bunun işlemesi için yapması gereken tüm verilerin de yüklenmesi gerekir. Sadece “hayatta kal” telosu otomatik bir davranış üretmez.
Neden sorusuna cevap bulmak…
Bir anlamda yapay zeka sadece “nasıl” sorusuna cevap üretebilir, yeni çözümler bulabilir. Milyarlarca olasılığa sahip bir deneyin sonuçlarını tek tek simüle edip, istatiksel verilerle karşılaştırıp, kurallara uyarlayıp yeni sonuçlara ulaşabilir.
Örneğin bilim insanları yapay zekayı yeni nesil antibiyotiklerin üretilmesi için kullandığında, yapay zeka bilim insanların mevcut bilgisini esas alarak evrende mümkün olabilecek tüm kombinasyonları ortaya koydu. Ortaya böyle sonuç çıkarmak bir tarafa bir bilim insanı için eline verilmiş bu kombinasyonları değerlendirmek bile bir ömür demek.
Yapay zeka “neden” sorusuna ise kendi kendine cevap bulamaz. Bu tür bir anlam ve bilinmeyene, ayan beyan olmayana dair hiçbir bilgiyi üretemez. Üretilen bilgi kurallı ve istatistiksel temellidir. Hangi değerin üstün, hangi amacın makbul olduğuna dair içsel bir gerekçe oluşturamaz.
Özfarkındalık söz konusu olduğunda, büyük dil modelleri uzun bağlam penceresiyle geçmiş “yaşantılarını” takip ediyor gibi görünse de, bu takip fenomenal deneyim değil; token dizileri üstünde tutulan kayıtlardan ibarettir.
İşte tam da bu nedenle günümüzde halen yapay zeka modelleri bağımsız fail sayılmıyor. Yanlış çıktının sorumluluğu tamamen geliştirici, veri sağlayıcı ve işletmeye ait. Eğer bir gün yapay zeka modelleri tam olarak otonomlaşırsa bu “sorumluluk” sorunu en çok baş ağrıtan konulardan biri olacak.
Yapay zeka hangi akılla hizalanacak?
En nihayetinde günümüzde elimizde olan yapay zeka insan benzeri değil, insanın tamamlayıcı bir konuma yerleşmiş durumda. Bu devasa “zeka kaleleri” giderek surlarını güçlendiriyor ancak akıllı bir canlı olarak sınıflandırılamayacakları için henüz bu kalelerin burçlarında kimin bayrağı dalgalanacağı belirsiz.
Kant’ın “akılsal ödev”inin henüz dijital bir karşılığı yok. Hiçbir zeka “neden bu yöne, bu amaçla gitmeliyim” sorusunu soramıyor.
Gelecekte yapay zeka geliştiricileri bu yapay zeka kalelerinin inşasının mimarisine etikpolitika katmanını entegre etmek zorunda. Burada ortaya çıkan en önemli sorun değer hizalaması, telos seçimi, ödevsorumluluk çakışması gibi Kantçı soruları kod bazında ifade edip edemeyeceğimiz.
Bu noktada iki yönlü endişe ortaya çıkıyor. Birincisi saf zekadan oluşan yapay zekanın kendisini kontrol eden “şeytani akılla” birleşerek tehdit oluşturabilecek bir noktaya gitmesi. Bu tür bir zeka kapasitesinin kötü amaçlarla kullanılması günümüz koşullarında dahi gayet mümkün.
İkincisi ise eğer değer, anlam, ödev-sorumluluk, telos seçimi gibi noktalar yapay zekaya gerçekten entegre edilebilirse “akıllı insan” gibi “akıllı yapay zeka” da sapkın özellikler gösterebilir.
Bir anlamda yüksek zekadan endişelenmek yetmez; onun hangi akılla hizalanacağı asıl tartışmadır.
Yayın Tarihi: 16/05/2025