PolitikART
Toplum-Politika

Ahmet Hasip Koylan’ın gizli Şeyh Said raporu

PolitikART Özel
Mehmet Bayrak
Resmi ideoloji, Kürt sorununda ret ve inkâr politikasına yaslanıp bilim dışı tezler ürettiğinden, sürekli olarak tarihsel ve toplumsal gerçeklikle çelişmiştir. Gizli planda itirafçı ve kabulcü, ancak resmi planda retçi ve inkârcı bir politika izlemiştir.

1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi’ni organize eden Kürdistan Azadi Cemiyeti yöneticileri, hareketi bu isimle veya “Kürt İhtilâli” olarak adlandırırken; Türk resmi tarihi aynı hareketi, Erkân-ı Harbiye Riyaseti’nin (Genelkurmay Başkanlığı) emrine uyarak “bir irtica ve iğfal” yani (gericilik ve kandırma) hareketi olarak nitelendirir ve böylece hareket, Türk resmi tarihine “Şeyh Said İsyanı” olarak girer.

Hareket başladıktan sonra, bu hareketin iç ve dış basında bir “Kürt milli hareketi” olarak yansıma bulması, devlet erkinin tepesinde bulunan Genelkurmay’ı rahatsız eder ve aynı Birim, “Bu Kürt İsyanı’nın iç ve dış matbuatta bir Kürt milli hareketi olarak yayımlanması bizim milli menfaatlerimize aykırıdır; binaenaleyh bu hareketin bir Kürt milli isyanı olarak değil, bir irtica ve iğfal hareketi olduğu” yönünde yayın yapılması için Hükümeti uyarır. Bakanlar Kurulu da toplanarak, durumu “tezekkür” eder ve Genelkurmay’ı haklı bularak; bu hareketin bir “Kürt milli isyanı değil, bir gericilik ve kandırma” hareketi olduğu yolunda tedbir alınması için Dışişleri Bakanlığı’nı görevlendirir. Bu Hareketi ve Şark İstiklal Mahkemesi yargılamalarını izleyip filme alan en az beş Batılı ülke varken; Türk resmi tarihi ondan sonra bu hareketi “Şeyh Said İsyanı” olarak literatüre sokar. (Bkz. M. Bayrak: Kürtler ve Ulusal - Demokratik Mücadeleleri / Gizli Belgeler, Araştırmalar, Notlar; Özge yay. Ank. 1993, s. 407).

 

Bir anı ve anekdot

1925 Kürt Hareketiyle ilgili yaklaşık 400 sayfa bilgi ve belge barındıran üstteki çalışmam yayımlandıktan sonra, bir gün Meclis’te o dönem milletvekili olan, Kürdistan Azadi Cemiyeti’nin Lideri emekli Miralay Cibranlı Halid Bey’in torunu Dr. Mehmet Emin Sever’i ziyaret ediyorum. Kendisine daha önce Kürdoloji yayınlarımızdan oluşan bir set vermişim. Diyor ki, “Yahu dost, Almanya’dan bir araştırmacı arkadaş benden iki belge istedi, ben de Meclis Başkanı Cindoruk’tan rica ederek, büyük zorluklar karşılığı bu belgeleri Meclis arşivinden sağladım.” Nedir, bu belgeler diye soruyorum, birer fotokopisini veriyor. Bir de bakıyorum ki, benim yayımladığım yüzlerce belgeden sadece 2’si. Yanında kitabım da var, açıp gösteriyorum, şaşırıyor ve hayıflanıyor. Soruyorum kendisine, bu yayımlanmış belgeyi kendisinden tekrar isteyen bu araştırmacı; karşıma çalışmamı daha önce gören Osman Aydın çıkıyor...

 

Koylan’ın gizli raporu

Resmi ideoloji, Kürt sorununda ret ve inkâr politikasına yaslanıp bilim dışı tezler ürettiğinden, sürekli olarak tarihsel ve toplumsal gerçeklikle çelişmiştir. Başka bir söyleyişle, gizli planda itirafçı ve kabulcü, ancak resmi planda retçi ve inkârcı bir politika izlemiştir. Aşağıda sunacağımız belgelerde temel aldığımız kaynaklardan biri olan “Kürtler, Kürdistan ve Şeyh Said İsyanı” konulu gizli doküman da, bu resmi tutumun ilginç örneklerinden biridir.

İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’den başlayarak en üst düzeydeki resmi makamlar, 1925’te “Şark Islahat Planı” ile temelleri atılan Kürt politikasının gerçekçi ve kalıcı olmadığını algıladıkları için, örtülü planda sürekli bir arayış içinde de olmuşlardır. İşte, sözünü ettiğimiz doküman, bu arayışın son derece ilginç örneklerinden biridir.

İkinci Dünya Savaşı’yla yeni bir sürece girilen bir dönemde, savaşın seyrinin belli olduğu 1944 yılında hükümetin isteği üzerine İçişleri Bakanı Hilmi Uran’ın emriyle; Kürtler’in tarihini, coğrafyasını, kültürel ve siyasal yapılanmasını, ulusal hareketlerini, 1925 İsyanı’nın oluş sebeplerini ortaya koyacak bir çalışma yapılıyor.

Aslen Kıbrıs Türklerinden olup, İstanbul’daki eğitiminden sonra TC vatandaşlığına geçen ve daha önce Ağrı, Urfa, Gümüşhane gibi Kürt yoğunluklu illerde valilik yapan, o dönemde Mülkiye Başmüfettişi olan Ahmet Hasip Koylan, bu çalışmayı yürütmekle görevlendiriliyor. Kendisi Osmanlıca, Rumca ve İngilizce dahil birçok dil bilmektedir. Koylan, Hilmi Uran’dan sonra İçişleri Bakanlığına atanan Şükrü Sökmensüer zamanında da bu çalışmayı sürdürüyor.

Devlet politikasına temel teşkil edecek bir çalışma olacağı için, o dönem gerek Meclis gerekse Bakanlıktaki birçok gizli dereceli doküman emrine veriliyor. Sözgelimi Prof. Dr. Ergun Aybars’ın, daha sonra “İstiklâl Mahkemeleri” çalışmasını yaptığı sırada inceleme imkânı bulamadığı Meclis evrak mahzenindeki birçok İstiklâl Mahkemesi dava dosyasını da inceleme olanağı bulmuştur. Çalışmada kullanılan belgelere, Ahmet Süreyya Örgeevren ve Avni Doğan gibi Şark İstiklâl Mahkemesi savcılarının derlediği bilgi ve belgeleri de eklemek gerekiyor.

Devlet adına hazırlanan bu önemli raporun hazırlayıcısı Koylan, çalışmanın amacını şöyle anlatıyor: “Doğu illerimizde zaman zaman ortaya çıkan isyanların oluş ve büyüyüş sebepleri ile bunların kovaladığı maksat ve istikametleri resmi belgelere dayanarak yazıp ve hizmete mahsus mahrem (gizli MB) bir broşür halinde bastırarak bilhassa o illerimizde memuriyet verecek olan idare âmirlerinin (yöneticilerin MB) gözleri önüne konulmasının çok faydalı olacağını düşünen Sayın Bakanımız Hilmi Uran, bu belgelerin toplanması ve bunlara göre isyan tarihçelerinin yazılması işine beni memur etmişlerdir.”

Çalışmanın önemi, öncelikle resmi bir kimlik taşımasından kaynaklanmaktadır. Ancak, gizli rapor-kitap olarak hazırlandığı için, resmi devlet görüşünün tersine Kürt ve Kürdistan gerçeği, doğrudan devletin resmi belgeleriyle veriliyor. Çalışma, bu niteliğiyle TC’nin resmi politikasını hemen tümden tekzip eder niteliktedir. Kısaca, “Kürt ve Kürdistan gerçeğinin resmî tescili” niteliğinde son derece önemli bir doküman...

Çalışma, şu ana başlıklar ekseninde yürütülmüş:

* Kürtler: Asılları, menşeleri, dil ve edebiyatları, din ve mezhepleri, sosyal durumları,

* Kürtler’in Tarihi,

* Kürtler’de Milliyet ve İstiklâl Cereyanları,

* Osmanlı’da Kürt örgütleri,

* 1925 Kürt İsyanı hazırlıkları ve gelişimi,

* İsyanın bastırılması,

* İsyancıların muhakemeleri,

* İsyanın basındaki yankıları,

* Şeyh Said hakkında Kürtler arasında söylenen kasideler ve destanlar,

* İsyan sonrası hazırlanan “Şark Islahat Planı”,

* Sürgündeki Kürt millicilerinin yarı - diplomatik girişimleri.

Çalışma tümüyle bir resmi tarihsel belge niteliğinde olduğu için, 1993’teki yayınımızda değerlendiremediğimiz kimi “askeri savaş güncesi” niteliğindeki belgeleri, arabaşlıklar ve zorunlu sadeleştirmeler dışında aslına uygun olarak, yorum yapmadan vereceğiz.

İşin ilginç yanı; ikinci nüshasını İçişleri Bakanlığı kâğıt çöplüğünde bulan, aynı zamanda araştırmacı olan bir Zabıta memuru (sonradan müdür MB) aracılığıyla sağladığımız bu önemli dokümanı, 1993 yılında üstteki çalışmamızda değerlendirdikten sonra çalışma büyük yankı yaratmış, toplatılmış ve hakkımızda dava açılmıştı.

Devlet güdümlü Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü çevresinden birileri de bunu daha önce yayımlanmış gibi göstermeye çalıştılar. Bunlar neyse de kitabı bizzat benden alan Diyarbekirli araştırmacı Şevket Beysanoğlu’nun tutumu beni son derece yadırgatmıştı. Feridun Çelik, Diyarbekir Belediye Başkanlığına seçilince, Şevket Bey’e başta Cumhuriyet dönemi olmak üzere, eski kitabını yayımlanmak üzere yeniden güncellemesini öneriyor. O da, özellikle Şark İstiklal Mahkemesi süreci konusunda çalışmamdan yoğun biçimde yararlandığı halde, benim çalışmamı değil; daha önce hiç yayımlanmamış olan bu dokümanı kaynak veriyordu. 2000 yılında Türkiye’ye döndükten sonra, kendisini arayarak uygun bir dille kendisini eleştirmiştim ve kendisinin son derece mahçup olduğuna tanık olmuştum.

Bundan sonraki bölümde, yaklaşık 35 yıldır elimizde bulunan ve yer darlığı dolayısıyla 1993 yayınımızda değerlendiremediğimiz “Askeri Günce” niteliğindeki birçok resmi belgeyi, literatüre katkı sunmak üzere mümkün mertebe yorumsuz olarak vermeyi uygun buluyoruz.

 

1925 Kürt İsyanı’na/İhtilâli’ne Dair Askeri Raporlar ve Yazışmalar

Takip ve tenkil harekâtında Jandarma kuvvetlerinden istifade edilmediğini gören Ordu Müfettişliği, isyan sahasındaki vilâyetlere 20 Şubat 1341 (1925) tarih ve 186 numaralı şu tamimi göndermiştir:

1- Vali beyefendilerden bir mühimme daha rica edeceğim, o da Jandarmanın istimaline (kullanılmasına MB) taalluk eder.

2- Zamanla anlıyorum ki, kaza ve nahiyelerdeki hükümet memurlarımız jandarmayı bir postacı veya kapı bekçisi telakki etmekte ve asayiş ile zinhar alakadar tutmamaktadırlar.

3- Hadise-i malûme birkaç şeririn (fesatçının) ika eylediği asayişsizlikten başka bir şey değildir. Bunun kemal-i sür’at ve şiddetle bertaraf edilmesini Hükümetimiz arzu ettiğinden dolayıdır ki, Ordu müzaheretine (yardımına) koşuyor. Bu müzaheret, Jandarmayı vazife-i asliyesinden avare tutmamalıdır. Bugüne kadar hiç bir yerden şöyle olursa böyle yapacağım ve böyle yaptım yollu ve jandarmaya müstenit bir vaad ve müdafaa almamışımdır. Mesela eli altında 30-40 jandarması varken, küçük bir propagandaya kapılarak “imdat” diye bağıran bir kaza kaymakamına karşı beride hiç bir jandarma bulunmadığı ve hakiki tehdide uğradığı halde halk ile müdafaaya koşan kaymakam da görüyorum.

4- Binaenaleyh evvelce de arzolunduğu veçhile eşirranın (isyancıların) propagandaları gayet kuvvetlidir. Kaza ve nahiye memurlarımız bir tehdide maruz kalınca bu propagandalara kapılmayacaklardır. Ve hakikaten bir tehdide maruz kalırlarsa, jandarmanın her neferinden ve tüfek adedinden istifadeyi kendilerine bir mecburiyet ve bir vazife gibi bilmelidirler ve jandarmalarını dağıtmamalıdırlar. Bunun için her jandarmanın kıt’a veya karakolu baskına maruz kalarak mukavemet edemeyeceği kuvvet karşısında hatta karakol olmazsa nahiye ve daha bir mecburiyet varsa kaza merkezine doğru gelmeleri ve bu suretle kuvvetlenerek ellerindeki silahlardan müctemian (toptan) istifade etmeleri lâzımdır. Böyle vahdet karşısında en büyük çeteler bile mukavemet edemediğinden başka yine bu tarz-ı harekete ahali de iştirak eder. Böyle yapılmadığı içindir ki, bu kerre takip kıtaatımızın tahlis edildiği (kurtarıldığı) 30 jandarma ile 3 zabit Piran’da esir olmuşlardır. Faik kuvvetlere karşı jandarmadan tard ve tenkil (uzaklaştırma ve cezalandırma) fevkaladeliğini beklemiyorum. Fakat ordu kıtaatı yetişinceye kadar yağmayı men için mukavemet talep ediyorum. Ve binaenaleyh kaymakamlarımızın ve nahiye müdürlerimizin böylece vazifeleri üzerinde titremelerinin teminini Vali beyefendilerden hassaten rica ederim, çünkü tüfek adedi pek iyi malum olan eşirra (isyancı) kafilesini bir zaman gelecek ki, geçtiği kaza dahilindeki jandarmanın tüfekleri ile ölçeceğim.

Türk devleti Şeyh Said ve arkadaşlarına yönelik başlattığı saldırıda çok sayıda uçakla bombardıman gerçekleştirdi. Uçaklar keşifler yaparken, halkın direnişe destek vermemesi için bildiriler de dağıttı.

Tayyareler bomba yağdırdı

Üçüncü Ordu Müfettişliği 21 Şubat 1341 (1925) tarih ve 196 nolu Şifresi’nde Lice istikametinde bulunan Müfreze raporuna atfen şu malumatı vermiştir:

1- 19-20/2/341 gecesini Fars’ta geçiren müfreze 20/2/341 sabahı Zoğri’ye, Leçuk istikametinde hareket etmiş ve Tepecik, Mahmiyan kariyeleri (köyleri) hizasına gelince işbu kariyelerden Ussatın (âsilerin/ isyancıların MB) ateşi başlamıştır. Müteakiben ateşe Zoğriye karyesi de iştirak etmiştir. Bu suretle müfreze hasıl olan cepheye karşı muharebeye başlayınca, Ussatın ateşinin kesafet ve şiddeti ziyadeleşmiş olmakla beraber, bir kısım Ussatın müfrezenin sağından ve Fis boğazı istikametinin solundan ilerlediği görülmesi üzerine Müfreze çekilmek emrini almış ve bu sırada kumandanı bulunan Müfettişlik Süvari Mütehassısı Kaymakam Hüseyin Bey şehit olmuştur.

2- Bu çekilişte Müfreze, Şeyh Halikân’a gelinceye kadar sağ ve soldaki köylerin hepsinden ateş edilmiştir, yalnız Ekrek karyesi ateş etmemiştir.

3- Ussatın miktar-ı hakikisini tayin kabil olamamış ise de, müsademeye iştirak edenler bini mütecaviz tahmin edilmiştir. Civar kurra (köyler MB) her an harekete müheyya (hazır MB) bir haldedir.

4- Jandarmadan bir zabit, 38 nefer ağırlıkları ve muhafız efradı ile ussatın eline geçmiştir, 3 şehit 2 nefer de mecruhumuz (yaralımız MB) vardır.

5- Ussatın tahassungâhı (saklandığı yer MB) olan arazinin gayet arızalı olması, müfrezedeki piyadenin mahdudiyeti ve buna ilaveten efradın da acemiliği adem-i muvaffakiyeti (başarısızlığa MB) sebep ve âmil olmuştur.

6- Hâlen müfreze Alibardak’dadır. Mürettep bir piyade bölüğü ile bir sahra takımı, müfreze kumandanlığına tayin edilen Kaymakam Keramettin Bey emrinde olarak bugün 21.2.341’de Alibardağ’a gönderiliyor. Topçu, isyana iştirâk eden köyler mıntakasına kadar müfreze ile beraber gitmeye çalışarak muhalefete iştirâkte devam eyledikleri takdirde, işbu köyleri de topa tutacaktır. Mamafih te’dibimizin (operasyonumuzun MB) masum halka müteveccih (yönelik MB) olmadığı işbu köyler ağavatına (ağalarına MB) Vilayetçe bir daha vaktinde telkin olunacaktır.

7- Düşünce ve tedbirlerimiz şunlardır:

A- Keramettin Bey müfrezesi yarın için Kars ve Tepecik mıntıkasına kadar ilerleyecek ve mebhus (sözkonusu MB) köyleri te’dib edecektir Bu hattan ileri geçmesi Hani- Lice istikametinde ilerleyen süvari fırkasının harekâtına tabi kalacaktır.

B- Midyat’tan hareket eden taburların yürüyüşü tesri olunmuştur (hızlandırılmıştır MB.

C- Avniye beyi Kâmil Bey’le Hükümetimize sadık ve ibraz-ı hizmete (hizmet etmeye MB) mükerreren (birçok defa MB) müracaatta bulunan Avniye beyi Kâmil ve Silvanlı Sadık Bey’le Hazro ağavatının (ağalarının MB), Hasenanlı Emin Ağa’nın emir ve tertip buyurulacak kıtaatın vuruduna (varışına MB) kadar müfrezelerimizle birlikte müsademata (çatışmalara MB) iştiraklerine muvafakat ettim.

 

Üçüncü Ordu Müfettişliği’nden Dahiliye Vekaletine gönderilen 22.2. 341 tarih ve 217 Şifre’de Suvari Kıtasının Raporu’na atfen:

A- 20 Şubat’ta küçük bir müsademeyi müteakip Hani’ye girildiği ve gecenin sükunetle geçtiği,

B- 21 Şubat sabahı kasabanın şark, cenup ve şimal sırtlarından taaruz eden âsilerle öğleye kadar şiddetli muharebeler vaki olduğu ve akşama doğru hafifleyerek âsilerin Serdi ve Lice istikametinde perakende suretle çekildikleri bildirildi.

C- Ussatın fazla zayiat verdiği ve 9 bininin ele geçirildiği,

D- Yine 21 Şubat’ta Zaroli civarında aynı suretle muharebeye tutuşan 11. Alayın iltihakında, fırkanın bugün için Lice istikametinde hareket edeceği,

E- Hani cenup köylerinden arz-ı mutavaat (bağlılık, itaat MB) haberlerinin gönderildiği,

F- Bir zabitimizin şehit ve ikisi hafif olmak üzere 4 neferin mecruh (yaralı MB) olduğu anlaşılmıştır.

Savaşta Dini Sloganların Manevi Etkisi

22.2.1341 (1925) tarih ve 220 numaralı Şifre’de, yine Birinci Suvari Fırkası’nın Raporuna atfen şöyle denmektedir:

1- Gruptan yarım saat sonra ussatın Hani’nin şarkından 300- 350 kişi ile ve cenup cihetinden miktarı anlaşılamayan bir kuvvetle taarruz ettiği ve esna-yı taarruzda hep bir ağızdan “teslimte, teslimte salli ala Muhammed” diye bağrışmalarının efradın kuvve-i maneviyesi (maneviyatı MB) üzerine tesir etmesi ile cephedekilen firar eylediği, yapılan takviyeye rağmen şakilerin (eşkıyanın MB) pek cesurane atıldıkları ve bu sırada makinelerin inkita yaptığı (tutukluk MB) ve ihtiyatların kâmilen sarfedildiği halde, başlayan bozgunluğun önüne geçilemiyerek cephenin her tarafına sirayet ettiği ve köy dahilindeki evlerden de ateşe başlanması üzerine eldeki kuvvetle geri sırtların tutulması ve topların kaçırılması tedabiri de müncer olmayarak (işe yaramayarak MB) toplarla makinelilerin ve otomatiklerin ve efradın ekserisinin köyde kaldığı ve Diyarbekir Jandarma efradının da çıkmadıkları,

2- Bin müşkilat ile kurtulabilen fırka karargâhının ussatın tesiri haricindeki Şerniyan’a çekildiği ve emrinde de 10/14 Alay karargâhları ile 150 atlısının bulunduğu, 14. Alay kumandanın yaralandığı,

3- Bir Binbaşı, üç Yüzbaşı, dört Mülazımın esir oldukları,

4-11. Alayın 21.2.341 müsademesi neticesinde haber alınamadığından işbu Alayın beraberinde bulunan ağırlıklar ile cephane kolunun de akibetinin bilinemediği, mufassal raporun derdest-i irsal (ulaşmak üzere MB) bulunduğu,

5- Bu vaziyet karşısında hâl-i tedafüde (savunmada MB) kalarak kabul buyurulacağına intizar eylediğim 22 Şubat 1341 (Miladi 1925 MB) ve 215 numaralı arzındaki kuvvetlerin vürudunu (ulaşmasını MB) beklemek icabediyor.

6- Bu bekleyiş esnasında mümkün olduğu kadar isyan sahasının tevessüh etmemesine (genişlememesine MB) çalışılacaktır.

7- Maden’i setretmek (kapatmak MB) üzere süvari fırkası bakiyesi ( süvari birliğinden geriye kalanlar MB) şimdilik Şerinan’da kalacaktır. Kendisine yarın Diyarbekir’e geleceği ihbar edilen 200 yaya ve atlı Kâmil Bey aşireti ilhak edilecektir (katılacaktır MB).

8- 25’inci Alayın Çemişkezek’teki bakiyesi de muvakkaten Elaziz’e alınıyor. Çünkü Alayın mevcudu 120 kişi imiş, riyaset-i celilelerinin iradelerine (komutanlığın görüşüne MB) muntazırım.

23.2.341 Tarih ve 246 Şifre İle Ordu Müfettişliği Ogünkü Vaziyeti Şöyle Tarif Ediyor:

A- Suvari fırkası bakiyesi Şerinan’da bulunan mevcud-u hazıranın (mevcut kuvvetin MB) 8 zabit, 130 nefer, 1 tüfek, 2 makine, 1 otomatik ve 55 hayvan olduğu, 11’inci Alaydan henüz malumat alınamadığı,

 

 

Uçak Filosu kullanılıyor

B- Sağ cenaha Keramettin Efendi müfrezesinin, bugün kendisine gösterilen Söğütlü- Şeyh Umran hattına vasıl olduğu, tayyarelerimizin müfreze ile temas ederek (Savaşta 16 uçaklık bir hava filosu kullanıldığı ve bir görüşe göre, bu uçakların İngiltere veya Almanya’dan aldığı zehirli gaz bombalarını halkın üzerine attığı yolunda bilgiler vardır MB), ihbar eylediği ve müfrezenin şimdilik bu hatta kalarak daima ileri cenahlarını ateş altında tutacağı; müfreze mevcudunun 250 nefer, 200 tüfek, bir makineli, bir otomatik, 2 sahra topu ve 191 hayvan olduğu, bozulan iki makineli tamire girmiştir, yerine diğerleri gönderiliyor.

C-Ussatın Vaziyeti (İsyancıların Durumu MB): Lice’ye giren ussatın Silvan üzerine sarkmakta olduklarını, Silvan Kaymakamı bugün sabaha karşı ihbar ediyor ve kuvvet istiyordu. Halbuki daha evvel tecemmu eden (toplanan MB) Silvan aşâirinin (aşiretlerinin MB) tayin edilen bir Kumandan emrinde olarak Hazro hududunda bulunmaları ve sağ cenah müfrezelerimizle birleşmeleri tebliğ olunmuş idi. Palu- Habus’daki ussat hakkında haber bekleniyor. Kiği istikametindeki ussat hakkında malumat alınamamıştır.

Ordu Müfettişliğinin 23 Şubat 341 Tarih ve 249 Nolu Şifresi:

1- Hani vakası hakkında Fırkanın verdiği rapora esasen inanmamış ve vakada bulunanlardan bizzat dinlemeği tercih eylemiş ve şimdilik yani ihtiyacım zâil oluncaya kadar Fırkaya da kısaca iade-i namus mecburiyetinde bulunduğunu ve bunun da ziyaı (kaybedilenleri MB) kazanmak.. ölmek demek olduğunu emretmiştim.

2- Bu akşam Hani Mektep Müdürü ve sahib-i vukuf bir efendi, firarla nezdime gelerek vak’ayı şöyle anlatıyor: Fırka küçük bir müsademe ile kasabaya girmiş ve ertesi günü alessabah ihata edilen (sabahtan kuşatılan MB) düşmanla yani Hani şarkındaki 9 köyün 500 müsellahı ile (silahlısıyla MB) akşama kadar muharebe etmiş ve neticede mağlup ve firar eden ussatı takibe koyularak Hani’den hayli uzaklaşmışlardır. Bu suretle kasabada yalnız topçu ve az adet de acemi efradla makineli ve bir mikdar da hayvan kalmış ve ortalık kararmış, bu sırada Şeyhin imdadına gelen Genç aşâirinden Tavselebudu Mustafa’nın aşâiri kıtaatımızın köyden ayrıldığı cihetin muhalif tarafından baskın- asa (baskın gibi MB) bir hücuma başlayıp, buna karşı yalnız topçu ile makineli kısa bir müddet ateş açmış ve müteakiben esir olmuştur.

 

Asker getirilen yerlerden bazıları

3- Midyat’tan celbedilen Alayın bir Taburu bugün 190 mevcutla vasıl oldu.

4- Erzurum, Bayburt, Elbistan ve Maraş’tan malum mevaike (mevkilere MB) celbine müsaade buyurulan Alayların katiyetle yarın yani 24 Şubat için hareket etmeleri emri verilmiştir. 215 numaralı Şifre ile istizan ve kabul buyurulan Muş’da, Diyarbekir’de ve Elaziz’de topçulu ve suvarili ikişer piyade alayı ile Erzincan’da topçulu ve suvarili bir Alay ancak 5 Mart’ta vasıl olabilir. Bu zamana değin elde malum olan kuvvetlerle, propagandalarla ve dahile saldırılan bazı kimselerle saha-yı isyanın mümkün olduğu kadar tevessü etmemesine (genişlememesine MB) çalışılacaktır.

5- Maruzatımın kabulü üzerine Bidlis’den gelen Alay, hâlen Erzurum’dan vürud edecek (gelecek MB) Alaya intizaren (bekleyerek MB) Muş’ta tutuluyor. Alay bilhassa akşama doğru tahtessıfır yirmiye tenezzül eden (sıfırın altında 20’ye kadar düşen MB) bir soğuk içinde seyahat ettiği, altmışa yakın da ayak donduğu için lüzum gösterilen çarık ve eldivenler mahallinde mübayaa ve tedarik edilmektedir.

 

Şeyh Said ve çevresine uçaklı saldırı

6- Şeyh Said, Hani müsadematı günlerinde biraderi Tahir’le Seydi köyünde imiş. Üçüncü biraderi Abdürrahim’in evvelce de arzolunduğu veçhile Piran havalisinde bulunduğu söyleniyor. Şeyh ve avanesinin teşkilatı hakkında yakında daha mufassal arzedeceğim.

7- Mümkün olduğu kadar her gün tayyare uçurtuluyor. Bugün üç defa verilen bir keşif tayyaresi ile ussatı büyük bombalarla bombardıman etmiştir.

Vaziyetin aldığı bu ciddi şekil ve 3. Ordu Müfettişliği’nin mütemadi teklif ve ısrarı üzerine Şubat’ın 23’ünde Adana’daki 7. ve Niğde’deki 41’inci Fırkaların seferber edilmesine karar verilmiş ve harekete geçilmiştir.

Ordu Müfettişliği’nden Alınan 24 Şubat 1341 Tarihli Şifrede Elaziz Bölgesi Çatışmaları:

1- Ussatın iki koldan Elaziz’e ve Maden’e yürümekte oldukları malumat üzerine 23- 24 Mart gecesi Maden’in boş bırakılmaması için Şerinan’da bulunan suvari fırkası bakiyesine Maden’in müdafaası emri verilmiştir.

2- Şimdi aldığım bir iş’arda (haberde MB) Elaziz’in şarkındaki Hüseynik’de müsademenin başladığı bildirilmektedir. Elaziz’de müsademenin başladığını bu sabah arzetmiştim. Ussat Elaziz’de telgraf hatlarını her taraftan kestikleri için malumat alınamıyor. Hatların bir an evvel tamiri için en yakın bulunan Malatya vilayetine emir verilmesini, işbu hattın altında tutulmasını ve hattın tamirine değin Ankara kablosunun süratle emniyeti için icabeden ara merkezlerinin takviyesini istemiştir.

Elaziz’in İsyancılar Tarafından Ele Geçirilmesi

Dahiliye Vekaleti’nden Üçüncü Ordu Müfettişliği’ne yazılan 24. 2. 341 tarih ve 543 numaralı Şifrede; Elaziz’in de işgal edildiği telgraf muhaberesinin inkitaından (kesilmesinden MB) anlaşılmaktadır.

Ussatla temas eden askerlerimizin ahval-ı ruhiyeleri (ruhsal durumları MB) hakkındaki ihtisasların bildirilmesi istenmesi üzerine alınan 24 Şubat 341 tarihli Cevap:

1- Gerçi ussatın “asker de bizimle beraberdir” sözleri mesmu olmuştur (duyulmuş, yayılmıştır MB). Fakat on gündenberi evvela müsadematta (çatışmalarda MB) bu haberi teyide bir his tahassül edememiştir.

2- Avamil-i muzırre (olumsuz etkenler MB) şunlardır:

A- İsyanın kuvve-i hükümetten mücerret (hükümet kuvvetlerinden soyutlanmış MB) ve uzun müddettenberi ihzar edilmiş (hazırlanılmış MB) bir mıntıkada başlaması,

B- Bu mıntakaya sür’atle yetiştirilebilecek elde kuvvet bulunmaması,

C- Geceli- gündüzlü yürüyüşlerle ele geçirilen cüz’i ta’mların da (kuvvetlerin MB) Ordumuzun tarihinde görülemediği derecede zayıf mevcutlu bulunması,

D- Bu mevcudun da bakaya ve acemiden mürekkep olması, mesela dün Midyat’tan vasıl olan tabura burada endaht (silah eğitimi MB) yaptırılmak mecburiyetine düşülmüştür.

E- Bu efradın birçoğunun da esasen askerlikten müstenid bu mıntaka efradı bulunması.

3- Binaenaleyh askerin muharebe etmediği değil ancak kesif (yoğun MB) mevcutlarla ve yaygaralarla akın eden ussatın (isyancıların MB) henüz kendisinde itimad-ı nefs uyandırılmamış olan acemi nefer üzerine belki teheyyüc (heyecan MB) uyandıracağı akla gelebilir ve bu gürültüye kapılmamaları için de efrada telkinat-ı lâzımede (gerekli telkinde MB) bulunulmaktadır.Yoksa arkasında büyük bir zaferi bulunan fakat pek zavallı bir hâle sokulan kıymetli Ordumuzun muharebe etmiyeceğini, bir ferdi olmak itibariyle asla kabul edemem ve bu adem-i kabulün de mesleki bir hisse mağlubiyetten ileri gelmiyeceğini de arz ederim.

4- Elaziz’de müsademenin başladığını sabahleyin öğrenmiş ve müteakiben her tarafla muhabere inkıtaa uğradığı (haberleşme kesintiye uğradığı MB) için Malatya üzerinden bir an evvel tamir ettirilmesini de zât-ı vekâletpenahilerinden ( Başbakanlıktan MB) rica etmiştim. Bununla beraber Elaziz’e en yakın merkez olan Malatya’da beklettiğim memurdan da bu ateşin karanlıklara kadar devam ettiğini, binaenaleyh işgal edildiği hakkında bir malumatım yoktur.

5- Elaziz’de asker olarak kuvvetimiz 102 mevcutlu 25’inci Alayla iki cebel (dağ MB) bataryası ve isyan günlerinde alelacele depodan çıkarılan ve sevkiyatta ibraz edilmiş teşkilat harici birkaç makineliden ibarettir.

Sonuç :Bundan sonraki, Ordu Müfettişliğinden Dahiliye Vekaletine gönderilen 24 Şubat 1341 (1925 MB) tarih ve 261 nolu Şifrede ise; Şeyh Said alesinin Hınıs’ta tutuklanarak Erzurum’a getirilmesine ve mallarına elkonulmasına emir verildiği bildirildikten sonra, Dersim cephesinde yapılan toplantılar ve görüşmeler aktarılmaktadır. (Bu kondaki belge ve bilgiler için bkz. Kürtler ve Ulusal- Demokratik Mücadeleleri, S. 263- 271).

Ordu Müfettişliği’nin Mart- Nisan 1925 Raporları Özeti

- 11 Mart 1341 (1925) tarihli ve 16 numaralı tebliğde, Varto’nun hükümet kuvvetleri tarafından tekrar ele geçirildiği;

- 16 Mart 1341 (1925) tarih ve 19 numaralı tebliğde, Kargapazarı civarında Baba adındaki bir isyancının 300 kadar kuvveti ile batıya doğru ilerlemek istemesi üzerine ahali kuvvetlerinin buna engel olduğu;

- Aynı tebliğde; “Şarkî Dersim, Çarsancak, Mazgirt, Nazimiye kazalarındaki aşiretlerin çoğunluğunun, Palu’daki Şeyh Şerif kuvvetlerine saldırmak için toplandıkları” bildirilmektedir ki, bu durum Nuri Dersimi’nin iki kitabında da işlenmekte ve bu aşiretleri Kürt hareketine karşı yönlendiren Alevi dedesi Hüseyin Doğan ağır biçimde eleştirilmektedir. Bilindiği gibi, Şeyh Şerif, Elazığ- Harput Cephesi Komutanı’dır ve Dersim’deki birçok toplum önderi ile ilişki içindedir. Dersim mebusu Hasan Hayri Bey’in 1925’te idamı da bu ilişki dolayısıyladır.

- Aynı tarihli ve 19 numaralı tebliğde de, “Garbi (Batı MB) Dersim aşiretlerinin Elaziz’e gelerek sadakatlarını teyid ettikleri ve Şarki ( Doğu) Dersimlilerin teşkil etmekte oldukları milis kuvvetlerinin giderek çoğaldığı bildirilmektedir.

- 25 Mart 1341 (1925 MB) tarihli tebliğde ise “İsyanın Tenkili” ( İsyanın Bastırılması MB) anlatılmaktadır:

“Bu zamana kadar harekât isyan sahasında mevcut zayıf kuvvetlerle ve yalnız isyanın daire-i sirayetinin tevessüüne mani olmak (isyan bölgesinin genişlemesini engellemek MB) maksadıyla ve adeta tedafiî mahiyette bulunurken (uzaklaştırılması amaçlı iken MB), seferber edilen kıtaatımızın cepheye muvasalatı (ulaşması MB) üzerine bugünden itibaren esaslı te’dip (hizaya getirme MB) ve tenkil (cezalandırma MB) hareketinin başlamış olduğu tebliğlerden anlaşılmaktadır.”

- 28 Mart 1341 tarih ve 31 numaralı tebliğde ise, önce isyancılarla birlikte hareket eden köyler ahalisinin, şimdi ellerinde bayraklarla teslim oldukları ancak Varto havalisi bütünüyle geri alındığı halde, Hasenanlı Halid Bey’in başına topladığı bir kısım isyancılarla direndiği fakat bunların da kayıp verdirilerek dağıtıldığı haber verilmektedir.

- 2 Nisan 1341 tarih ve 36 numaralı tebliğde, Şeyh Said ve adamlarının kendilerine bir kaçış yolu aradıklarının haber alındığı bildirilir.

- 5 Nisan 1341 tarih ve 39 nolu tebliğde de, “Tayyareler tarafından atılan beyannamelerin köylüler üzerinde etkili olduğu” bildirilmektedir...

 

Yayın Tarihi: 30/07/2025