PolitikART
Toplum-Politika

2023’ten 1923’e: Kürtler, Petrol ve Lozan Antlaşması

PolitikART Özel
Fidan Bêrfe
Kürdistan Meselesinin çatışma dinamiklerinin ana belirleyicilerinden biri olan Lozan Antlaşması'nın günümüz Ortadoğu panoramasını şekillendiren petrol kaynakları özelindeki tartışmalar açısından ise göz ardı edilemez bir önemi vardır. Peki, 1920’li yılların arşiv belgeleri incelendiğinde ‘Kürtler ve Petrol’ bağlamında ortaya çıkan Lozan’a özgü tarihsel resim bize ne söylemektedir?

Türkiye’deki 2023 seçimlerinden hemen önce Kürtlerin kolektif hafızasında önemli bir yeri olan Gabar’ dağında (Çîyayê Gabarê) petrol bulunduğuna dair açıklamalar yapıldı. Bu açıklamalar üzerinden, Batılıların yaptığı ‘gizli antlaşmalar’ nedeniyle Türkiye’nin sınırları içindeki yer altı kaynaklarından yararlanamadığına yönelik imalar ile birlikte 100. yılını dolduracak olan Lozan Antlaşması’na göndermeler yapıldı. Fakat, en sade anlamıyla Lozan Anlaşması, Osmanlı İmparatorluğu'nun sonuna ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna işaret eder. Aynı anlaşma, Kürtlerin bağımsızlık mücadeleleri ve sosyo-kültürel pratikleri noktasında oldukça negatif/derin etkiler yaratmıştır. Kürdistan Meselesinin çatışma dinamiklerinin ana belirleyicilerinden biri olan bu anlaşmanın günümüz Ortadoğu panoramasını şekillendiren petrol kaynakları özelindeki tartışmalar açısından ise göz ardı edilemez bir önemi vardır. Peki, 1920’li yılların arşiv belgeleri incelendiğinde ‘Kürtler ve Petrol’ bağlamında ortaya çıkan Lozan’a özgü tarihsel resim bize ne söylemektedir?

Lozan Antlaşması Öncesinde Batılı Güçlerin Kürdistan’daki Petrolü Üzerindeki Mücadeleleri

Lozan öncesindeki sürece baktığımızda, kültür ve dil açısından karakteristik özelliklere sahip etnik gruplardan biri olan Kürtlerin uzun zamandır bağımsızlık ve kendi kaderini tayin etme arayışında oldukları göze çarpmaktadır. 1919 yılındaki İngiliz arşivleri belgeleri incelendiğinde, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkıyla ilgili bilgiler bulunmaktadır.[1] I. Dünya Savaşı sonrası Orta Doğu haritasını yeniden çizmeyi amaçlayan ve 1920 yılında imzalanan Sevr Antlaşması ise, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkını tanımasına rağmen, ‘Türk Bağımsızlık Savaşı’ nedeniyle uygulanamamıştır.

18 Ocak 1919 tarihinde gerçekleşen Paris Barış Konferansı sırasında Fransızlar ile yapılan pazarlıklardan anlaşılıyor ki; İngiltere Musul'u işgal ettikten sonra bölgeyi Fransızlara bıraktığından dolayı pişmanlık duymuştu. Bu pişmanlık Musul'un İngiltere'ye verilmesi kararıyla giderilirken, Fransızlar da Şam, Halep ve İskenderun üzerinde mandater sistemini kurdu. Ayrıca, İngiliz siyasetçi Walter Long ve Fransız Petrol Ürünleri Genel Komiseri Henry Berenger arasında 18 Nisan 1919 tarihinde bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma ile İngiltere Mezopotamya bölgesindeki petrol gelirlerinin %70'ini ve Fransa %20'sini alırken, %10'luk petrol gelirinin ise yerel hükümetlere bırakılmasına karar verildi.[2] Ancak Fransa, yapılan paylaşımdan rahatsızdı ve San Remo Konferansı'nda Musul petrolünün %50'sini istedi. Sonunda 25 Nisan 1920 tarihinde imzalanan San Remo Anlaşması ile Fransa, Musul petrolünün %25'ini elde etti.[3]

Türkiye ve Irak arasındaki sınır, özellikle Kerkük’ün ve Musul'un geleceği, Lozan Konferansı görüşmelerinin aksamasını belirleyen başlıca sorunlardan biriydi. Daha önce de belirtildiği gibi, Ortadoğu'da petrol rezervlerine sahip olmak isteyen Britanya, Mondros Ateşkes Anlaşması'nın 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanmasından sadece birkaç gün sonra, 1 Kasım 1918 tarihinde Musul'u işgal etti. Böylece Lozan'da, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandığında Musul'un kendi topraklarında olduğunu iddia eden Britanya ve Türk delegasyonları arasında zorlu tartışmalar yaşandı.

Arşiv belgelerinde Kürtler, Petrol ve Lozan Antlaşması 

1923 yılında, yeni Türk hükümeti ile I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu'nu yenen Müttefik Güçlerin temsilcileri arasındaki müzakereler, İsviçre'nin Lozan şehrinde gerçekleşti. Tartışılan ana konulardan biri hem Kürtler hem de yeni Türk hükümeti tarafından talep edilen petrol zengini Musul bölgesinin geleceğiydi. Kürtler uzun süredir Musul çevresinde yaşamaktaydı ve petrol sahalarını Osmanlı yönetimine karşı korumada önemli bir rol oynamaktaydı. Ancak Türk hükümeti, bu bölgeyi yeni kurulacak olan Cumhuriyete dahil etmek isteyerek, bu toprakların tarihsel olarak Türkiye'nin bir parçası olduğunu iddia etti. Öte yandan; aynı dönemde Irak'ı kontrol eden İngilizler, bölgenin petrol kaynaklarına ilgi duyuyor ve Kürt taleplerini de sınırlamayı hedefliyorlardı.

O döneme ait Fransız arşiv belgelerini incelediğimizde, Fransızların ve İngilizlerin Kürtler hakkında yazıştığı ve Türkleri temsil eden İsmet Paşa ile müzakerelere giriştiği görülmektedir.

Fransız diplomatik arşivlerinden alınan

3 Mayıs 1923 tarihli bir telgrafta;

Sir Horace Rumbold, dün gece, 2 Mayıs'ta, bugün öğleden sonra Meclis'te Irak ile ilgili olarak okunması planlanan bildiriyi bana okumak için geldi. Benden önce İsmet Paşa ile görüştü; aynı iletişimi ona yaptı mı belirtmem mümkün değil.

İngiliz hükümetinin, Türk tarafından belirli güvenceler almadan Mezopotamya'yı boşaltma gibi önemli bir karar alması imkânsız gibi görünüyor. İstanbul'da son haftalarda dolaşan Londra ve Angora (Ankara) arasında yapılan müzakerelerle ilgili söylentiler bu temellere dayanıyordu. İnsan kendisine şunu sormadan edemiyor: İsmet Paşa'nın 4 Şubat'taki ani kararıyla İngiltere ile ilgili tüm antlaşma konularında taviz verme, o tarihten itibaren Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey ve çevrelerinin pro-Britanya tutumu ve aynı tarihte başlatılan baskı ve düşmanlık politikası, Lord Curzon tarafından yapılan bir sözün sonucu olmasın mı.[4]

Bu belgedeki önemli bir nokta, Türklerin ve İngilizlerin Mezopotamya konusunda anlaşmaya varmış olmalarıdır. Böylelikle, 1923 Lozan Antlaşması'ndan itibaren Kürtler göz ardı edilmeye ve önemsenmemeye başladılar. Bunun önemli nedenlerinden biri, Kürtlerin yaşadıkları topraklarda petrol kaynakları bulunup bulunmadığı sorusuydu. 1921 yılına ait Fransız arşivlerinden başka bir belge incelendiğinde, Batılıların Kürdistan bölgesindeki petrol kaynaklarına olan ihtiyacın açıkça görüldüğü ortaya çıkıyordu.

Sayın General,

OMNIUM INTERNATIONAL DE PETROLES şirketi için İstanbul'a bir görevle seyahat eden Paris Maden Mühendisliği Okulu Mühendisi ve OMNIUM INTERNATIONAL DE PETROLES şirketinin mühendisi olan De Boulard Bey'in dikkatinizi çekme onuruna sahibim.

OMNIUM INTERNATIONAL DE PETROLES, BANKS OF PARIS AND THE NETHERLANDS ve MIRABAUD & 0°/ Zile firmasının yoğun olarak yer aldığı 60.000.000 Fransız Frangı sermayeli bir Fransız şirketidir. Şirketin başkanlığını Albay MERCIER yapmakta olup, ben de Genel Müdürüyüm.

OMNIUM INTERNATIONAL DE PETROLES, son zamanlarda Lyon'dan Komutan MICHAUD ve Bay AUBLÉ tarafından temsil edilen bir grup ile Suriye Bankası ve CREDIT Foncier of ALGERIA AND TUNISIA tarafından oluşturulan diğer bir grup birleşerek, özellikle General GOURAUD'un güçlü teşvikleriyle Suriye ve Mezopotamya'da petrol çalışmalarını incelemek ve araştırmak amacıyla bir sendika kurmuştur. De Boulard Bey'in görevi, Türk Hükümeti ile temas kurarak mümkünse keşif izinleri veya en azından öncelikli haklar veren imtiyazlar elde etmek, özellikle Kürdistan'da, bilgilerimize göre derinliklerinde önemli petrol kaynaklarının varlığına işaret eden yüzey belirtilerinin bulunduğu belirli bölgelere öncelik sağlamaktır.

Sayın General, De Boulard Bey ve ona eşlik eden Komutan MICHAUD'a desteğinizi sağlayabilirseniz, çok minnettar oluruz. Önceden teşekkürlerimizi sunarım ve yüksek saygılarımı kabul etmenizi rica ederim.[5]

İngilizlerin ve Türklerin Kürdistan Toprakları Üzerindeki Çıkarları/Anlaşmazlıkları

Fransız arşivlerinde bulunan 24 Mayıs 1923 tarihli bir belgede, Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından hemen önce, İngilizler ile Türkler arasında gizli bir anlaşmadan bahsedilmektedir. Belgede, Musul vilayetinin bir kısmı ve Kürdistan'ın İngilizlere devredileceği belirtilmektedir.

BEYRUT, 24 Mayıs 1923
1. Önceden Musul bölgesine gönderilen Batı Yorkshire ve Cameronian adlı iki taburun neredeyse tamamı Bağdat'a dönmüştür.

2. Süleymaniye bölgesindeki operasyonlar durdurulmuştur.

3. Şeyh Mahmud, talebi üzerine, Bağdat'taki İngiliz yetkililere kendini sunma izni almıştır.

4. Bu gerçeklerden yola çıkarak, İngilizlerle Türkler arasında gizli bir anlaşma olduğu çıkarılmaktadır. Musul vilayeti ve Kürdistan'ın bir kısmı İngilizler tarafından bırakılacaktır.[6]

Musul vilayeti ve Kürdistan bölgelerinin petrol kaynakları açısından zengin olduğunu vurgulamak önemlidir. Koloni Ofisi[7], eğer petrol arzının %20'si Türk hükümetine bırakılırsa, Türkiye'nin Musul bölgesinden çekileceğine inanıyordu.[8] İsmet Paşa'nın takındığı kararlı tutum nedeniyle Curzon, Türkleri Musul konusunda ikna edemedi. Bu konu, Britanya Parlamentosu'nda Curzon adına bir yenilgi olarak tanımlandı ve Curzon'a karşı bir kampanya başlatıldı.[9] İngiltere'de Curzon'u devirmeye yönelik girişimler yapılırken, İngiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sir Eyre Crowe, Curzon'un bilgisi dışında Musul konusunda Türk delegasyonuyla iletişim kurmak istedi ve Rickett tarafından Türk delegasyonunun temsilcilerine davet gönderildi.[10] İsmet Paşa, Musul konusunda Lord Curzon ile uzlaşmamayı başarmışken, bu konuyu doğrudan İngiliz hükümetiyle çözmek istedi ve iki subayı Londra'ya gönderdi. Türk delegasyonunun temasları hakkında bilgi verdikten sonra, Birleşik Krallık Başbakanı Andrew Bonar Law (23 Ekim 1922 - 22 Mayıs 1923), özellikle Fransız desteği olmadan Türklere karşı Musul için savaşmak istemediklerini belirtti ve Lozan müzakerelerinde Londra merkezli bir kesinti olmaması gerektiğini vurguladı.[11] 11-21 Ocak 1923 tarihleri arasında, Curzon ve Long arasında bir hesaplaşma gerçekleşti.[12]

İsmet Paşa, Musul Vilayetinde Arapların Irak'a bağlı olduklarını talep edemeyeceklerini çünkü azınlık olduklarını iddia etti. Böyle bir talep olursa Türkiye, Bağdat'ın kuzeyinde çok daha büyük bir Türk nüfusu olduğu için bu bölgenin kendi topraklarına dahil edilmesini talep edecekti. Kürtlerin Türklerle birlikte yaşamak istediğine kanıt olarak; TBMM’de birçok Kürt milletvekilinin varlığı ve Kürt vatandaşlarının İstiklal Savaşı sırasında büyük hizmetlerde bulunduğu gösterilecekti. Türkiye, Irak'ın İngiliz mandasına ihtiyaç duymadığını ve böyle bir manda verilmiş olsa bile bunun farkında olmadığını düşünüyordu. Britanya'nın Musul'u ele geçirmesini haklı çıkarmak için fetih hakkından bahsediliyordu. Yine Türk cephesine göre, coğrafi ve siyasi olarak Musul Anadolu'nun ayrılmaz bir parçasıydı.

23 Ocak 1923 tarihinde, Lord Curzon başkanlığında Kara ve Askeri Komisyon tarafından Musul meselesi tartışılmak üzere gündeme getirildi. Lord Curzon ile İsmet Paşa arasındaki görüşmeler sonuçsuz kalınca, bu konu bu oturumda ele alındı. İsmet Paşa'nın Kürt ve Türk nüfusunun çoğunlukta olduğu iddiasını dikkate alan Lord Curzon, Süleymaniye, Kerkük ve Musul'un Türkiye'ye bırakılma talebine karşı çıkma nedenlerini özetledi: Musul vilayetinde birçok Arap bulunmaktadır. Kürtler, 1914'teki Bitlis olaylarından da anlaşılacağı üzere Türklerle birlikte yaşamak istememektedir. İngiliz hükümeti, Mondros Ateşkesi sonrasında Arapların sorumluluğunu üstlenmiş ve Araplar da İngiltere'ye bağlılığını sürdürmüştür. İngiliz orduları, Birinci Dünya Savaşı'nda Türklere karşı zafer kazanmış ve Musul'u fethetme hakkını İngiltere'ye vermiştir.[13]

Sonuç olarak, Anadolu halkının Müttefik Güçlere ve Sevr Antlaşması'na karşı "ya istiklal ya ölüm" sloganıyla yaptığı direniş hiçbir zaman onaylanmamıştır. Ayrıca, Lozan Antlaşması, Türk direnişinin zaferi olarak Sevr Antlaşması'nın yerini almıştır. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasında en önemli faktör, İngilizlerin desteklediği Yunanlara karşı Türk birliklerinin kazandığı zaferlerdir. Bu durum Batı literatüründe yapılan birçok çalışmada açık ve net olarak belirtilmiştir.[14]

Lozan Antlaşmasının Mirası ve Kürt Petrolü Üzerindeki Çatışmalar

Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan birçok konu Lozan Antlaşması'nda belirlendi. Konuyla ilgili en önemli tartışma, Musul-Kerkük meselesi üzerinde yapıldı.[15] Musul-Kerkük konusuyla ilgili olarak, Barış Antlaşması'ndaki en önemli konulardan biri, Irak'taki yerel valilerin Londra'dan Kürtlere özerklik sağlanmayacağı yönünde bir açıklama yapılmasını istemesiydi. Bağdat'tan gönderilen bir telgrafta, Henry Dobbs, böyle bir açıklamanın Lozan Antlaşması'nda Kürt hareketine temel oluşturacağını belirtmiştir.[16]

Gunter, Sevr Antlaşması ve Lozan Antlaşması'nı değerlendirdikten sonra, Kürtlerin aldatıldığını ifade etmektedir. Çünkü Sevr Antlaşması'nda (1920) vaat edilen bağımsız bir Kürdistan'ın kurulması sözleri, Lozan Antlaşması'nın (1923) imzalanmasıyla üç yıl içinde terk edilmiştir.[17]

Sevr ve Lozan Antlaşması birlikte ele alındığında, İngiltere Sevr Antlaşması'nda açık bir şekilde bir Kürt devleti vaat etmedi. Sevr, Kürtler ile Türkleri karşı karşıya getirerek, belirsiz sınırlara sahip bir coğrafyada ve belirsiz bir tarihte kurulacak bir Kürt devleti vaadi üzerinden Ortadoğu üzerinde İngiliz hakimiyetini sağlama amacıyla düşünülmüş bir çalışmaydı. Burada ifade edilen görüşler C. J. Edmonds tarafından, Lozan Antlaşması'nda da bağımsız bir Ermenistan veya bağımsız bir Kürdistan'dan bahsedilmediğini vurgulayarak özetlemiştir.[18]

Kürtlerin bağımsızlık taleplerine rağmen, temsilcileri Lozan görüşmelerine davet edilmedi. Sonuç olarak, nihai anlaşma Kürtlerin beklentilerine cevap vermedi ve bunun yerine Türkiye'ye Musul bölgesi üzerinde kontrol yetkisi verildi. Bu karar, Kürtlerin bağımsızlık mücadelesi için önemli bir gerilemeyi işaret etti ve bölgedeki petrol kaynakları üzerinde gelecekteki çatışmalara zemin hazırladı.

1923 Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra döneme ait arşiv belgeleri incelendiğinde, Mustafa Kemal'in kişisel olarak dahil olduğu 1925 yılında "Milli Petrol" (Ulusal Petrol) şirketinin kurulmasıyla ilgili bilgilere ulaşılabilir.

FRANSA CUMHURİYETİ BÜYÜKELÇİLİĞİ TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ

(TİCARİ ATAŞKES)

NOT: Türkiye'deki petrol politikasının yönlendirilmesi konusunda

14 Aralık 1925 tarihli 71 numaralı notumda belirtildiği gibi, Belçika Ticari Petrol Şirketi, Türkiye'deki petrol tekeline alternatif olabilecek bir tarım şirketi kurma konusunda rakiplerine göre önemli avantajlara sahipti.

Bu amaçla, "MİLLİ PETROL" adlı Türk şirketinin kurulması için hazırlık yapmışlardır ve bu durum Mustafa Kemal Paşa'nın kişisel ilgisini çekmektedir, "ICH BANKASSI" (IS BANKASI) aracılığıyla.

Belçika Ticari Petrol Şirketi'nin Yöneticisi olan Bay Algrante ile yapılan son görüşmeden elde edilen bilgilere göre, bu amaçla başlatılan müzakerelerin başarılı olamadığı anlaşılmaktadır. Özellikle zorlu tartışmalar ve ağır fedakarlıklar (4 milyon Lira tutarında bir teminat ödemesi dahil) karşısında ilgili bölüm tarafından yaratılan birçok zorlukla karşılaşılmıştır, daha önce konuyla ilgilenmiş olan ilgili departman tarafından.[19]

 

Sonuç Yerine

1923 Lozan Antlaşması, özellikle bölgenin petrol kaynaklarıyla ilgili olarak, Kürt bağımsızlık mücadelesi üzerinde derin bir etkiye sahip oldu. Petrol zengini Musul bölgesinin İngiltere’nin kontrolüne bırakılmasına vesile olan bu anlaşma, Kürtlerin özelinde ise siyasi ve kültürel haklar temelinde süregelen çatışmaların ve gerilimlerin zeminini hazırladı. Bugün Kürtler, devlet/federasyon/özerklik düzeylerinde uluslararası statü kazanma arayışlarında zorluklarla karşı karşıya kalmaya devam etmektedirler. Lozan Antlaşması'nın mirası, petrol kaynakları üzerindeki süregelen çatışmalara, siyasi ve kültürel haklardan yoksun kalınmasına yol açmıştır. Ancak Kürtler son yıllarda, özellikle Irak'ta ülkenin kuzeyinde yarı özerk bir bölge kurarak ilerleme kaydetmişlerse de hem sahip oldukları zengin yer altı kaynakları hem de jeopolitik konumlarından dolayı birçok tehlike ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Çünkü, bugün Kürtlerin yaşadığı Türkiye, Irak, İran ve Suriye gibi bölgelerde, değişen miktarlarda ve kalitede petrol ve doğal gaz kaynaklarının bulunduğu bilinmektedir.

2023 yılında özellikle Lozan Antlaşması'nın imzalandığı bu ayda, Irak Kürdistan bölgesi petrol konusuyla yeniden gündeme gelmektedir. Kısa bir süre önce, Paris Uluslararası Ticaret Birliği, Kürtlerin kendi bölgelerinde bulunan yeraltı kaynaklarıyla ilgili antlaşmalar yapma hakkının olmadığına dair bir karar aldı. Saddam Hüseyin'in devrilmesinden bu yana Irak Kürdistan Bölgesi, kendi bölgesinde yeraltı kaynaklarının güvenliğini sağlayarak Bağdat'tan bağımsız uluslararası petrol şirketleriyle anlaşmalar imzaladı. Ancak bu kararın ardından Irak Kürdistan Bölgesi, kendi bölgelerindeki petrol ve doğalgazın Irak üzerinden satılması için Bağdat merkeziyle müzakerelere oturup anlaşmalar imzaladı.[20] Birkaç gün sonra Fransız menşeli Total şirketi, Bağdat ile petrol ve doğalgazla ilgili büyük bir projeye imza attı.[21] Aynı gün Türkiye'den temsilciler, Irak Kürdistan'ını ziyaret ederek petrol ve doğalgaz konularını görüşmek üzere buluştular. Bu antlaşmaların neredeyse yüzyıl sonra gerçekleşmesi tesadüf müdür bilinmez, ancak bütün bunlar tarih tekerrürden ibarettir sözünü, bir kez daha ve bir yüzyıl sonra, Kürdistan topraklarında İngilizlerin ve Fransızların yer değiştirmiş halinde sorgulayabiliriz.

 

Kaynakça

Baytok, Taner. İngiliz Belgelerinde Türk Kurtuluş Savaşı, 1970 ed. Ankara: Basnur Matbaası, n.d.

Denker, Mehmet Sami & Kurubaş, Erol. "Jeopolitika ve Jeostrateji Açısından Kürt Konusu, PKK ve Türkiye II." Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2002.

Edmonds, C. J. "The place of the Kurds in the Middle Eastern scene." Journal of The Royal Central Asian Society 45, no. 2 (1958), 141-153. doi:10.1080/03068375808731634.

H. Davison, Roderic. "Middle East Nationalism: Lausanne Thirty Years After." Middle East Journal, 1953.

"The Kurds ascending: the evolving solution to the Kurdish problem in Iraq and Turkey." Choice Reviews Online 45, no. 12 (2008), 45-7024-45-7024. doi:10.5860/choice.45-7024.

Melek, Kemal. Türk-İngiliz İlişkileri (1890-1926) ve Musul Petrolleri," in Türk Dış Politikasında Sorunlar. İstanbul: Der Yayınları, 1989.

Meray, Seha L. Lozan Barış Konferansı: tutanaklar, belgeler. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1993.

"Oil Chief Barrier to Lausanne Peace: British and Turks Virtually Agreed on General Terms." The New York Times, 1922 (n.d.).

 

Arşiv Belgeleri

WO (Savaş Ofisi)-İngiltere kartonu 106-64, 1919'da, F.R. Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı konusunda Maunsell

Fransız arşivleri, Dışişleri Bakanlığı 116 PO/EN 131 - 24 IV

Fransız arşivleri, Dışişleri Bakanlığı 116 PO/EN 131 - 38VIII

Fransız arşivleri, Dışişleri Bakanlığı 116 PO/EN 131 – 24 IV

Parlamento Arşivleri, BL/G/13/18, Bindsay'den Curzon'a, 5 Aralık 1922.

Parlamento Arşivleri, BL/111/12/42, Bonar Law'dan Curzon'a, Aralık 1922.

Parlamento Arşivleri, BL/111/12/61, Curzon'dan 17 Ocak 1923'e.

Parlamento Arşivleri, BL/111/12/57, Bonar Law'dan Curzon'a, 8 Ocak 1923.

Birleşik Krallık Parlamento Arşivleri, BL/111/12/61, 17 Ocak 1923

Fransız arşivleri, Dışişleri Bakanlığı 116 PO/EN 131 – 31-VI

 

Dipnotlar

[1] WO (Savaş Ofisi)-İngiltere kartonu 106-64, 1919'da, F.R. Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı konusunda Maunsell

[2] Kemal Melek, "Türk-İngiliz İlişkileri (1890-1926) ve Musul Petrolleri," in Türk Dış Politikasında SorunlaR (Istanbul: Der Yayinlari, 1989), 43.

[3] Taner Baytok, İngiliz Belgelerinde Türk Kurtuluş Savaşı (Ankara: Basnur Matbaasi, 1970), 302.

[4] Fransız arşivleri, Dışişleri Bakanlığı, 116 PO/EN 131 - 24 IV

[5] Fransız arşivleri, Dışişleri Bakanlığı 116 PO/EN 131 - 38VIII

[6] Fransız arşivleri, Dışişleri Bakanlığı 116 PO/EN 131 – 24 IV

[7] Bu ofisler, İngiliz İmparatorluğu'nun yayıldığı farklı kıtalarda bulunurdu. Özellikle 16. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar olan dönemde, İngiliz İmparatorluğu'nun Amerika, Afrika, Asya ve Okyanusya'daki kolonileri için merkezi yönetim sağlamak amacıyla bu ofisler kurulmuştur. İngiliz koloni ofisleri, sömürge bölgelerindeki politik, idari, ekonomik ve askeri işlerle ilgilenirdi. Genellikle bir koloni valisi veya genel vali tarafından yönetilen ofisler, sömürge hükümetlerine rehberlik eder, yönetim politikalarını belirler ve İngiliz İmparatorluğu'nun çıkarlarını korumak için çeşitli görevler üstlenirdi. Bu ofisler, yerleşim bölgeleriyle İngiltere arasında iletişim ağının bir parçasıydı. Koloni ofisleri, İngiltere'ye bilgi, rapor ve talepler gönderirken, İngiliz hükümeti de kolonilerin ihtiyaçlarını ve taleplerini yanıtlamak için bu ofisleri kullanırdı. Bu şekilde, İngiliz koloni ofisleri, sömürge bölgeleri ile İngiltere arasında bir köprü görevi görürdü.

[8] Parlamento Arşivleri, BL/G/13/18, Bindsay'den Curzon'a, 5 Aralık 1922.

[9] Parlamento Arşivleri, BL/111/12/42, Bonar Law'dan Curzon'a, Aralık 1922.

[10] Parlamento Arşivleri, BL/111/12/61, Curzon'dan 17 Ocak 1923'e.

[11] Parlamento Arşivleri, BL/111/12/57, Bonar Law'dan Curzon'a, 8 Ocak 1923.

[12] Birleşik Krallık Parlamento Arşivleri, BL/111/12/61, 17 Ocak 1923

[13] Seha L. Meray, Lozan Barış Konferansı Tutanaklar Belgeler I (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1993), 349-355.

[14] Roderic H. Davison, "Middle East Nationalism: Lausanne Thirty Years After," Middle East Journal 7 (1953), 327.

[15] "Oil Chief Barrier to Lausanne Peace: British And Turks Virtually Agreed on General Terms," The New York Times, December 16, 1922, 2.

[16] Mehmet Sami Denker and Erol Kurubas, "Jeopolitika ve Jeostrateji Açısından Kürt Konusu, PKK ve Türkiye II," Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 8 (2002),225.

[17] Michael M. Gunter, The Kurds ascending: The Evolving Solution to the Kurdish Problem in Iraq and Turkey (London: Palgrave MacMillan, 2008), 13.

[18] C. J. Edmonds, "The place of the Kurds in the Middle Eastern scene," Journal of The Royal Central Asian Society 45, no. 2 (1958),145.

[19] Fransız arşivleri, Dışişleri Bakanlığı 116 PO/EN 131 – 31-VI

[20] https://www.20minutes.fr/monde/4036961-20230515-irak-attend-accord-final-turquie-exporter-petrole-kurde

[21] https://www.lefigaro.fr/societes/totalenergies-et-l-irak-signent-un-contrat-de-10-milliards-de-dollars-pour-un-megaprojet-20230710

Yayın Tarihi: 21/07/2023