PolitikART
Toplum-Politika

20 Ekime doğru: İşbirlikçinin demokrasi mavalı

PolitikART Özel
Zeynep Boran
Bugün işgalci devletin PKK'yi ortadan kaldırmak için KDP’yi bir kez daha kullandığını ve KDP'nin 20 Ekim'deki seçimi kazanması için sürece açıkça müdahale ettiğini bir kez daha görüyoruz. KDP’nin kaybetmesi işgalci Türk devletinin Guney Kurdistan ve Irak’taki planlarının da tehlikeye girmesi anlamına gelecektir.

Orta Doğu’daki yoğun savaşın gölgesinde 20 Ekim tarihinde parlamento seçimleri için sandık başına gidecek olan Guney Kurdistan halkı, oyunu işgalin gölgesinde yaşamak için mi yoksa daha aydınlık günler için mi kullanacak?

Bu seçimler, federe Kurdistan'ın altıncı parlamento seçimi olacak. Görev süresi çoktan dolan halihazırdaki Federe Kurdistan Bölgesi hükümeti, 2022 yılından bu yana parlamento seçimlerinin yapılması için 4 defa karar aldı.  Ancak her seferinde KDP’nin öne sürdüğü gerekçeler nedeniyle hiçbir karar hayata geçirilemedi. Seçimler sürekli ertelendi.

20 Ekim'de yapılması planlanan Güney Kurdistan seçimlerini doğru tahlil etmek ve isabetli öngörüde bulanabilmek için bu seçimin yakın siyasi tarihle bağını iyi kurmak lazım. Güney Kurdistan hükümetinin oluşum aşamasına ve amaçlarına bakacak olursak: Güney Kurdistan parlamentosunun kuruluşuyla beraber aldığı ve ilk karar ve uyguladığı ilk pratik kendi halkına karşı savaş açmaktı. Parlamento, Irak Baas rejiminin 1991 yılında Büyük İsyan'la (Raperîna Mezin) Güney Kurdistan'dan sürülmesinin ardından kuruldu. 19 Mayıs 1992'de ilk Kurdistan Parlamentosu seçimleri yapıldı. Seçim sonucunda siyasi iktidar YNK ile KDP arasında bölündü. 28 Haziran 1992'de kurulan hükümetin ilk kararı, işgalci Türk devletiyle işbirliği yapıp Kurdistan Özgürlük Hareketi'ne karşı savaşmak oldu. İşgalci Türk devleti o dönemde 'sözde Kürt' hükümetine PKK'ye karşı savaşmaları şartıyla, Güney Kurdistan Parlementosu’nu tanıyabileceklerini söylemiş, KDP ve YNK de işgalci Türk devletinin şartlarını kabul etmişti. Bunun sonucunda Ekim 1992'de peşmerge güçleriyle işgalci Türk devletinin birleşmesiyle Güney Kurdistan dağlarının tamamında büyük bir savaş başladı. Hatırlanacağı üzere PKK gerillası Gülnaz Karataş (Beritan Hêvî) bu savaşta şehit düştü. 40 gün süren savaşta özgürlük gerillalarının ihanete ve işgale karşı direnişi başarıya ulaştı, özgürlük hareketini tasfiye planları boşa çıkarıldı.

Türk Devletinin Güney Kurdistan faaliyetleri sadece PKK’yi tasfiye ile sınırlı değil. T.C'nin Kürt inkar politikası temelinde gerilla alanlarına saldırılar düzenlemesi her ne kadar savaş stratejisi için vazgeçilmez bir temel olsa da bu saldırıların yalnızca PKK’ye karşı mücadele olarak ele alınması eksik bir tespit olacaktır. Türk devletinin faaliyetlerinin altında daha derin ve kapsamlı çıkarlar doğrultusunda Kurdistan coğrafyasını yeniden işgal etme niyeti söz konusuduır. Asıl hedef Kürtlerin inkarı çerçevesinde Irak’ta faaliyet göstermektir. Türk devleti, Misak-ı Milli Antlaşması temelinde Musul-Kerkük hattını kendi sınırı olarak görüyor.

Misak-ı Milli planları ve neo-Osmanlıcı hayallleri gerçekleştirmek için özellikle 2018’den bu yana Medya Savunma Alanlarına yönelik işgal saldırılarını genişleten işgalci Türk devleti, 3 Temmuz 2024 tarihinde işgali ilhak düzeyine çıkardı. Bütün bu saldırılarda geçmişte olduğu gibi bugün de işgalci Türk devletinin yanında hatta çoğu zaman önünde yol alan KDP'nin aslında derin bir gaflet yaşadığı aşikâr. Şu an bile Behdînan ve Bradost alanlarında KDP işbirliğiyle ilhak politikalarını derinleştiren, bölgede sadece askeri değil siyasi olarak da varlığını genişleten T.C, kendi emelleri için KDP’yi her yönüyle kullanmaya devam ediyor.

KDP, Erbil parlamentosunu mahkeme salonu olarak kullanıyor. Takip eden yıllarda seçimler yapılmış olsa da KDP yaptığı hile ve hırsızlıklarla idari, siyasi ve askeri açıdan Hewlêr’de hakimiyyet kurmuştur.

Özgürlük Hareketine karşı kurulan T.C-KDP ittifakı bugünün değil, temelleri geçmişte olan bir ittifak. Bu ortaklar on yıllar içerisinde birçok kez PKK'yi tasfiye etmeye çalıştı. Bugün işgalci devletin PKK'yi ortadan kaldırmak için KDP’yi bir kez daha kullandığını ve KDP'nin 20 Ekim'deki seçimi kazanması için sürece açıkça müdahale ettiğini bir kez daha görüyoruz. KDP’nin kaybetmesi işgalci Türk devletinin Guney Kurdistan ve Irak’taki planlarının da tehlikeye girmesi anlamına gelecektir.

 

İşgalci çağıran iktidar aşkı

1994 yılında, Kurdistan Bölgesel Parlamentosu seçimlerinin ardından KDP, Güney Kurdistan'ı tamamen kendi hakimiyetine almak ve bölgenin tek gücü haline gelmek için savaş YNK'ye karşı bir savaş başlattı. Halkın "Birakujî" [kardeş katli] dediği bu savaş dört yıl sürdü ve binlerce Kurdistanlı peşmerge ve devrimcinin canına mal oldu. Bu savaşa ABD aracılık etmişti ve 17 Eylül 1998'de dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın da katıldığı toplantıda Mesut Barzani ile Celal Talabani arasında Washington Anlaşması imzalanarak savaş sona erdi. Washington'un öncülük ettiği bu anlaşmayla aslında uluslararası komplo da başlamış oldu. YNK ile KDP arasındaki silahlı çatışma eskisi gibi yoğun şiddette olmasa da iktidar rekabetiyle birlikte günümüze kadar devam etti.

Bilindiği gibi 31 Ağustos 1996'da KDP'nin çağrısı üzerine BAAS güçleri Hewler'i işgal etti. KDP ve BAAS güçleri, YNK'yi tank ve toplarla şehirden çıkararak Kurdistan Parlamentosu'nu ele geçirdi. O günden bu yana Hewlêr KDP’nin elinde ve KDP, Erbil parlamentosunu mahkeme salonu olarak kullanıyor. Takip eden yıllarda seçimler yapılmış olsa da KDP yaptığı hile ve hırsızlıklarla idari, siyasi ve askeri açıdan Hewlêr’de hakimiyyet kurmuştur.

KDP desteğiyle işgalci Türk devletinin devam eden bombardımanlarından kaynaklı 175’ten fazla köy tamamıyla boşaltılırken bölge halkını açlığa, susuzluğa ve göç yollarına terk eden KDP/Barzani ailesine karşı bölge halkının büyük bir tepkisi var. Seçimlerin yaklaşmasıyla bu tepkileri bastırmak için harekete geçen KDP, halk içerisinde yoğun bir toplantı trafiği başlattı.

2013 seçimlerinde Goran Hareketi, oylarını arttırarak Kurdistan Parlamentosu'ndaki ikinci siyasi güç haline geldi. Parlamentonun liderliği, Goran hareketinin eline geçti. Ama KDP, daha doğrusu Barzani ailesi halkın iradesini tanımadı ve meclis başkanının Hewlêr'e girişini engelledi. Aslında seçim, halk iradesi, demokrasi gibi kavramlar, Barzani ailesi için gerçek emellerini gizleyen birer maske gibiydi.

2013 seçimindeki başarısının ardından KDP ve YNK’den sonra bölgede etkin nüfuza sahip güç olan Goran Hareketi’nin son yıllarına baktığımızda oldukça pasif bir pozisyonda olduklarını görebiliriz. Muhalefetin sesi olma iddiasıyla yola çıkan hareket, KDP ile girdiği kirli anlaşmalardan dolayı halk nezdinde de büyük tepkiler topladı. Geldiğimiz aşamada ise KDP’nin koltuk deynekliği rolünü üstlenip YNK’ye seçimleri kaybettirme arayışında.

“Xakfiroş” öylesine söylenmedi

Günümüze kadar devam eden bu iktidar savaşında KDP ve Barzani ailesi, işgalci Türk devleti başta olmak üzere Kurdistan dışı güçlere sırtını dayandırarak ayakta kalmaya çalışırken tam aksi yönde YNK ise işgalci Türk devletinin Guney Kurdistan’a yönelik işgal saldırıları karşısında daha net bir duruş sergiliyor. İhanet çizgisine karşı yurtsever bir tavır takınan YNK Başkanı Bafil Talabani, 29 Eylül 2024 tarihli mitinginde KDP ve Barzani ailesini "xakfiroş" [yurdunu satan) ifadesiyle tanımladı. Elbette bu sadece propaganda amacıyla sarf edilen bir söz değildi. Guney Kurdistan topraklarını işgalcilere sonuna kadar açan, Kurdistan devrimcilerini bu işgal için kurban etmekten gocunmayan KDP ve Barzani ailesinin gerçekliğini ifade ediyordu.

Bu gerçekliği sadece YNK değil, özellikle işgalci Türk devletinin saldırılarına bizzat maruz kalan Behdînan ve Biradost halkı başta olmak üzere tüm Guney Kurdistan halkı görüyor. KDP desteğiyle işgalci Türk devletinin devam eden bombardımanlarından kaynaklı 175’ten fazla köy tamamıyla boşaltılırken bölge halkını açlığa, susuzluğa ve göç yollarına terk eden KDP/Barzani ailesine karşı bölge halkının büyük bir tepkisi var. Seçimlerin yaklaşmasıyla bu tepkileri bastırmak için harekete geçen KDP, halk içerisinde yoğun bir toplantı trafiği başlattı. Ayyuka çıkan işgal saldırıları KDP’nin maskesini düşürürken seçim propagandası için hitap edebileceği kitle de işbirlikçiliğine paralel olarak oldukça azaldı. Başur halkının büyük bir çoğunluğunun desteğini kaybeden KDP, akıl hocası AKP’nin seçim taktiklerine ve hilelerine başvurarak kazanma arayışında.

İşgalci Türk devleti ve AKP-MHP faşizminin Guney Kurdistan’a yönelik politikaları aynı şekilde KDP ve Barzani ailesinin işbirliğiyle Rojava’da da uygulanmak isteniyor. Parlamento seçimlerine sayılı günler kala KDP’nin Rojava’ya yönelik işgalci Türk devleti ile kirli ittifakına, Rojava halkına karşı sürdürdüğü ihanete de ışık tutmak elzemdir.

 

KDP, Rojava’da da aynı

Suriye savaşının başından beri, KDP’nin Rojava’daki eli ENKS ve Roj çeteleri faşist İhvancı koalisyonun yanında yer aldı. Bu koalisyonun başını ise Kürtleri parçalamak isteyen ve Kürtlerin varlığını inkar eden faşist şef Erdoğan çekiyordu. ENKS’nin içinde bulunduğu bu koalisyonda Halep ve diğer yerlerde YPG’ye saldıran İslami gruplar ve El Nusra gibi çete grupları da bulunuyordu. Efrîn Türk devleti tarafından işgal edildiğinde, ENKS üyelerinin Türk ordusu ve MİT’e YPG’ye ilişkin istihbari bilgi ve koordinatlar verdikleri ortaya çıkmıştı. Efrîn’in işgalinin ardından ENKS’li birçok kişi, işgalci Türk devletinin eliyle kentte kurulan sözde yerel meclislerde görev aldı. 

KDP ve Barzani ailesi, Rojava’ya karşı işgalci Türk devletiyle amansız bir ortaklık içerisinde. Bu “ortaklık” gereği Rojava ile olan sınırlarını kapattı, hendekler kazdı, sağlık ekipleri ve gerekli tıbbi malzeme ihtiyaçlarının bölgeye girişini yasakladı. Hatta çoğu kez ağır yaralıların tedavi için Guney Kurdistan’a geçmesine bile izin vermedi. Bir çeşit ambargo anlamına gelen bu yöntemlerle Rojava’daki Demokratik Özerk Yönetim deneyimini boğmak, diğer yandan da halkı provoke etmek istedi.

Çok uzak bir tarihe gitmeye gerek duymadan; Geçtiğimiz aylarda başta Efrîn ve Serêkaniyê olmak üzere işgal bölgelerine yerleşen Barzani Yardım Vakfı ve ENKS’nin, Türk devletine bağlı çete üyeleri ve Kürt gençlerini özgürlük gerillalarına karşı savaşmaları için Güney Kurdistan’a göndermek üzere topladığı basına yansımıştı. İnsani yardım kisvesi altında kendini meşrulaştırmaya çalışan Barzani Yardım Vakfı, MİT’in çıkarlarını hayata geçiren ve Türk devletinin işgalini meşrulaştıran paravan bir örgüt gibi faaliyetlerini sürdürüyor.

Dün İran ile iş birliği içinde Rojhilat Kürtlerinin çıkarlarını baltalayan KDP bugün de Türkiye’nin işbirlikçisi olarak aynı düşmanlığı Rojava Kürtlerine (ve Şengal’e) karşı yapmaktan çekinmiyor.

Barzani Yardım Vakfı’nın, Türk istihbaratının emir ve talimatları doğrultusunda Efrîn’e  girmesinden hemen sonra vakfın başkanı Musa Ahmed’in, El Amşat çetelerinin lideri Ebu Amşa ile fotoğraf çektirdiğini de belirtmekte fayda var. Bu sözde yardım vakfı ayrıca, Efrîn’in çeşitli bölgelerine yayılmış, şu ana kadar sayısı 80’i bulan işgalci Türk devletinin kurduğu sömürge yerleşim birimlerinin inşasına maddi destek de sağladı.

Rojava Devrimi’ni sadece askeri olarak değil aynı zamanda sistematik şekilde ideolojik savaş ve saldırılarla da tasfiye etmeye çalışan KDP ve Barzani ailesi, bunu da medya araçlarıyla yapıyor. Rudaw ve K24 televizyonları üzerinden psikolojik savaş yürüterek işgalci Türk devletinin saldırılarına rağmen geleceğini belirlemeye çalışan yurtsever halka algı operasyonları yapıyor. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi kontrolündeki özgür topraklar, mevcut koşullar göz önünde bulundurulunca Ortadoğu’nun en güvenli ve huzurlu bölgesi olmasına rağmen KDP, kendisine bağlı medya araçlarının da anti-propagandasıyla bölge halkını Rojava’dan göçertmeye çalışıyor. KDP basını bölgedeki güven ve huzuru bozmak, özerk yönetimi karalamak, halklar arasında fitne ve nifak tohumları ekmek ve halkı güvensiz kılmak için elinden geleni yapıyor.

KDP ve Barzani ailesi, Rojava Devrimi’ne desteğin kendileri için de ulusal bir kazanım olacağını bilmesine, Kurdistan bölge hükümetini de güçlendireceğinin farkında olmasına rağmen Rojava’ya dönük saldırılarını sürdürüyor. Barzanilerin bu pratiği, geçmişte Rojhilat Kürtlerine yaptıkları düşmanlığı hatırlatıyor. Dün İran ile iş birliği içinde Rojhilat Kürtlerinin çıkarlarını baltalayan KDP bugün de Türkiye’nin işbirlikçisi olarak aynı düşmanlığı Rojava Kürtlerine (ve Şengal’e) karşı yapmaktan çekinmiyor. Bir yandan Türkiye, Rojava’yla olan sınırına beton duvarlar örerken diğer yandan Mesut Barzani de eşzamanlı olarak Rojava sınırına hendek kazmış ve Türkiye’nin emrinde olduğunu göstermişti. Tıpkı Mele Mustafa Barzani’nin Şah Rıza Pehlevi’ye “Bize öl deyin ölelim, yaşayın deyin yaşayalım” dediği gibi. İşte bütün bu denklem ve hakikatler eşliğinde yapılacak olan 20 Ekim seçimleri hem Guney Kurdistan halkı hem de dört parça Kurdistan’ın özgür geleceği açısından büyük önem taşımakta.

Yayın Tarihi: 11/10/2024