PolitikART
Edebiyat

“İnsan baktığı şeyi inşa eder”

PolitikART Özel
Roza Alkan
Siz insanların acıdan kaçtığı, mutluluk peşinde olduğu ve duyarsız kaldığına vurgu yapıyorsunuz ama durum daha vahim. Birileri mutluluk için başkalarına acı çektiriyor. Ama bu şiirin dokunabileceği bir şey değil. Ahlakın ve yasanın konusu.

 

Koçer Avcı Amedli bir şair. İlk kitabı Yol ve Zaman’dan sonra ikinci kitabı Güneşli Öğleden Sonraları Anımsamadığımız Şeyler geçen yıl yayınlandı. Kimsenin durup kendine bile bakacak zamanının, cesaretinin olmadığı bir dönemde insana ve dünyaya dair tüm örtüleri kaldırmaya niyetlenen bir tavırla yazmış. Tam da bir şairden beklenecek bir tavır. İnsanın kendi bireyselliğini korumakta zorlandığı, standart bir yaşama itildiği günümüzde, örtüleri kaldırmak için uğraşmak her zamankinden daha anlamlı.

Şairle son kitabı özelinde şiire ve insana dair konuştuk.

Görünmek telaşı içindekiler ya da sayıları bayağı çok olan şöhret budalaları, aslında sürekli rekabet içinde oldukları hatta nefret ettikleri insanların hayranlığını kazanmaya çalışarak, bahsettiğim rekabet ve nefretin getirdiği gerilimden kurtulmak isteyen sahtekarlardır.

Şiirinizle, Güneşli Öğleden Sonraları Anımsamadığımız Şeyler isimli son kitabınız sayesinde tanıştım. Daha önce tanışmadığıma hayıflandım açıkçası. Anladığım kadarıyla görünür olmayı pek tercih etmiyorsunuz, dolayısıyla hakkınızda şiirleriniz dışında bir bilgiye ulaşamadım. Her ne kadar çok gerekli görmüyorsanız da okur olarak sizi merak ettim, eminim başka okurlarınız da merak ediyordur, Kimdir Koçer Avcı?

Biraz münzevi bir hayat yaşadığım doğrudur, çünkü insanları sevebilmek için onlardan uzak olmak zorundayım. Sevgi olmadan insan yüreği cehenneme dönüyor ve yapıcı ve üretken bir sevgi, hatta herhangi bir ilişki kurmak artık çok zor. Bu yüzden yalnızlık demeyeceğim ama biraz tenha olmak gerekiyor benim için. Koçer Avcı memur, sıradan bir adam açıkçası. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Zaten görünmek telaşı içindekiler ya da sayıları bayağı çok olan şöhret budalaları, aslında sürekli rekabet içinde oldukları hatta nefret ettikleri insanların hayranlığını kazanmaya çalışarak, bahsettiğim rekabet ve nefretin getirdiği gerilimden kurtulmak isteyen sahtekarlardır. Oysa söz güçlü, şiir tenhadır.

 

Şiiriniz felsefi alt yapısı güçlü, derin bir şiir. Duygudan ziyade düşünce ön planda. Zaman, varlık, aşk, boşluk gibi soyut konulara çokça kafa yormuşsunuz belli ki. Bu topraklardaki hiçbir şiir anlayışından, hiçbir şairden güçlü bir iz bulamadım sizde açıkçası. Bu özgünlüğün kaynağı ne, nelerden besleniyor şiiriniz?

Teşekkür ederim. Çocukluğumdan beri kitap okuma alışkanlığım var. Bir de inandığım her şeyi gerçek hayatta sınama, doğrulama gibi bir çabam her zaman vardı. Bu iki alışkanlık zamanla bana bir anlam dünyası kurma imkânı verdi. Tabi burada okuduğum kitaplar önemli. Rus edebiyatı, Alman idealizmi ve İslam mistisizmi beni çok etkiledi hatta çok dönüştürdü. Bu geleneklerden çok beslendim sorduğunuz anlamda ve herkese de güncel olana ya da popüler olana önem vermeden bu alanları incelemelerini tavsiye ederim.

 

Korkunç acılar yaşanıyor. Önceki çağlarda da acılar içindeydi dünya. Bu yönüyle yeni şeyler değil yaşadıklarımız ama bana göre ilginç olan günümüz insanlarının hayatını acı çekmemek üzerine kurmaya çalışması, acı yaratabilecek her şeyden kaçınması, gözünü, kulağını etrafına tıkaması, ısrarla, inatla her şey yolundaymış gibi yürümesi. Dünyanın haline rağmen mutluluk peşinde olması… Şiir bu insanlara ne diyebilir? Bir gücü var mı insanlar üzerinde artık?

Şiir çok şey söyleyebilir. Ben iki kitabımda tam da bahsettiğiniz insanlara hitap edecek çok şey anlattım. Ama şiirin insanlar üzerinde bir gücü olduğunu sanmıyorum. En azından onları değiştirecek ölçüde. Zaten sadece şiir değil, hiçbir sanat eserinin böyle bir gücü yok. Genel kabulleri, toplumsal zaafları, kişisel hırsları değiştirmiş bir sanat eseri var mıdır? Emin değilim. Ama bireysel anlamda olabilir. Zaten bir önceki soruda onlardan biri olduğumu söyledim. Ayrıca siz insanların acıdan kaçtığı, mutluluk peşinde olduğu ve duyarsız kaldığına vurgu yapıyorsunuz ama durum daha vahim. Birileri mutluluk için başkalarına acı çektiriyor. Ama bu şiirin dokunabileceği bir şey değil. Ahlakın ve yasanın konusu.

 

Kitabın girişinde “… yaşarken sezdiğim şeyleri birileri de sezer diye umuyorum” diyorsunuz. Şiirinizden anladığım kadarıyla dünyaya, insana dair pek iç açıcı şeyler sezmiyorsunuz. Başkalarının da bunları sezmesi bizim derin, ölümcül yalnızlığımızı yatıştırır mı?

Tam aksine bayağı aydınlık bir sezgiden söz ediyorum. Ve derin, ölümcül yalnızlığımızı yatıştıracak bir sezgi bu. Bunu kitabın bütününde anlatmayı başarmışımdır umarım.

İnsan hem kendinin hem başkalarının kurgusu ama bu her durumda kötü değil. Sizin söyleşi boyunca sorduğunuz sorularda hayat ve insana dair duyduğunuz endişe ancak iradesini ve eylemini iyiye, doğruya adamakla dinebilir.

Amedlisiniz; acının, zulmün, yıkımın yıllardır sürdüğü bir şehir. Bizzat tanık oluyorsunuzdur yaşanılanlara. Hal böyle olunca şiire Adorno’nun baktığı yerden baktığınız oluyor mu?

Olmuyor. Hatta olmadı. Olsa yazmazdım. Acıyla beraber çok güzelliği de var yaşamanın eğer bütüncül bakabilirseniz. Yıllar önce soğuk bir günde, bir arkadaşımın evinin banyosunda bir örümcek ve ağını gördüm. Ev, kırk elli yıllık bir ev ve rutubet içinde, her yeri dökülüyor. O an, o harab ve ücra yerde ağ kurmuş ve yaşamaya devam eden örümceğe uzun uzun baktım. Yaşamın ne kadar muhteşem bir şey olduğunu hissettiğim anlardan biriydi. Ama gerçek bir yaşama sevinci için tarihsel hatta zamansal bir kavrayışa ihtiyacımız var. Aksi halde zor koşullarda olduğumuz zaten ortada. Şiir konusuna dönecek olursak, Adorno’nun söylediği şeyi kendine ve başkalarına soran varsa eğer, acaba ‘’Gazze’den sonra şiir yazılmaz’’ diyorlar mıdır?

 

“Oysa sen çirkin değildin/Sana güzel bakmadılar” dizeniz bana Antoni Casas Ros’un Almodovar Teoremi’ni hatırlattı, “Yeterince uzun süre baktığımız şeylerden nefret edemeyiz, onu küçük göremeyiz, Günümüzde bütün şiddet ve politik rezalet, kimsenin kimseye bakmamasından kaynaklanıyor,” der Casas Ros. Herkesin Alice’in tavşanı gibi telaşla koştuğu bir dünyada durup bakmak, bir güzelliği fark etmek mümkün mü?

İnsan baktığı şeyi inşa eder. Hayatın oldukça hızlandığı bu çağda kimsenin kimseye bakmadığı doğruysa da aslolan neye baktığımız ve böylece neyi inşa ettiğimiz. Bu kendi anlamını yaratma serüveni. Ama bahsettiğiniz durumda, koşan birinin zaten fiziksel olarak bir şeyleri fark etmesi mümkün değil.

 

“Ayrılık aşka asıl anlamını verir” diyorsunuz bir dizenizde. Aşkın asıl anlamı nedir? Günümüzde bir önemi var mı?

Asıl anlamını anlatmaya kalksam bayağı uzun sürer. Açıkçası böyle doğrudan konuşmak da istemem bu konuda. Şunu söylemekle yetineyim, bir önemi var hatta çok önemi var.

 

“Herkes bir kurgudur elbet/Kendini bir boşluktan yapma cezası bu/Çünkü hiç kimse bu rüyaya yetmeyecek” diyorsunuz, insan kimin kurgusu? Bir başkasınınsa kötü, kendimizinse daha kötü.

İnsan hem kendinin hem başkalarının kurgusu ama bu her durumda kötü değil. Sizin söyleşi boyunca sorduğunuz sorularda hayat ve insana dair duyduğunuz endişe ancak iradesini ve eylemini iyiye, doğruya adamakla dinebilir. Kurgu dediğim şey biraz da bu aslında.

 

Filistinli şair Mahmud Derviş’e atfedilen bir cümle var, “Şiir, savaş uçağını düşüremez ama pilotun kafasını karıştırabilir.” Günümüz Türkçe şiirini nasıl buluyorsunuz? Pilotun kafasını karıştırabilir mi?

Pilotu bilmiyorum ama şairlerin kafasını karıştırmış. Kötü bir şey değildir belki de.

 

Yayın Tarihi: 04/07/2024